Savaş ve Barış diyerek başlar Tolstoy 1800lerin, ondan öncesinin ve bu çağ dahil olmak üzere 1800lerin sonrasındaki o çağların insanlarını, fikirlerini, olaylarını, karmaşık hayatlarını anlatmaya. Mütevazi bir büyük anlatıdır savaş ve barış. Çünkü her şeyden önce Tolstoy tarihi bir tarihçi olarak değil bir sanatçı olarak yazıya döker. O koskoca tarihe bir sanatçı edasıyla yani olayların özüne dayanarak bakar. Çünkü tarihçileri sadece neticelerin anlatıcıları olarak görür. Bu şekildeki anlatıların yetersizliği üstüne de şöyle der: “Tarihçi, bir kişiyi herhangi bir amaca ulaşma yolunda sergilediği katkıya bakarak kahraman olarak değerlendirir; ama bu kişiyi yaşamın tüm yönlerine uyumluluğuyla değerlendiren sanatçı için kahramanlar olamaz ve olmamalıdır, insan olmalıdır.” O eserini bir edebiyat türünden ziyade kendisinin ifade etmek istediği ve elinden geldiğince ifade ettiği bir şey olarak tanımlar.
Bu Savaş o kocaman dehanın, Napolyon’un başlattığı ve ona karşı gelmek için her türlü planı hazırlayan komutanların savaşı değil yine aynı şekilde bu barış, hazırlanan planlardan birisinin uygulanışı ile işgalcileri sınırlarının dışına çıkardıktan sonra Aleksandr’ın zaferi olarak ilan edilen ve duyulan, hissedilen veya yürürlüğe giren barış değildir. Her iki tarafın emir verenleri Tolstoyca bir değiş ile sadece olaya isim veren etiketlerdir. – Ve bütün etiketler gibi olayın kendisinde payları çok küçüktür. Çünkü hareketin yasaları ancak o hareketin rasgele seçtiği öğeler üzerinde incelendiği zaman anlaşılabilir. Bunun sonucu ise matematiksel bir anlatış ile sürekli olan hareket, sürekli olmayan öğelere bölünerek anlamlandırılır. Oysa ki birinin hırsı, bir diğerinin tutumu yüzünden insani duygularını ve akıllarını bir kenara bırakarak milyonlarca insanın Batı'dan doğuya veya