Evinde güven içinde yaşayan, sağlıklı bir bedene ve bir günlük azığa sahip bir insan eğer dünyevî bir işten dolayı hüzün ve gam çekiyorsa bu hâli onun noksanlığı ve ahmaklığına işarettir. Çün- kü böyle birisi ya geçmişte olan bir şeye üzüldüğü, ya gelecekten korktuğu ya da halihazırda mevcut bir duruma üzüldüğü için gamlanmaktadır.
Bu dünya ahalisinin ahiret konusunda gafil kaldigi burada birçok musibete düçar oldukları üzerinde düşünen birisi, bununla teselli bulur ve dünyalık şeylerin terki kendisine basit gelir. Sufilerden biri her gün kendisine şu işleri görev edinmişti: Hasta- neyi ziyaret edip hastaları, hastalıklarını ve çektikleri acıları müşa- hede ediyor; sultanın hapishanesine gidip suç işleyen insanları ve cezaları uygulanırken çektikleri acıları müşahede ediyor; mezarlık- lara gidip ölüler kendi işleriyle meşgulken bu dünyada onlara yas tutanları ve fayda vermeyecek şeylere nasıl üzüldüklerini gözlem- liyordu. Sonra da kendi evine dönüp tüm gün boyunca Allah'ın kendisini bu musibetlerden uzak tuttuğu için şükrediyordu.
Bu kısımda yer alanlar, bu dünyanın belalarını bilen, ona bağlı olmayı hoş görmeyen, buna rağmen dünyaya alışıp oraya bağlanan kişilerdir. Bu kişilerin gittiği yol, karanlık ve kirli bir eve alışan ancak onun dışında başka ev görmeyen kimselerin yoluna benzer. Bu kişi, o eve gönülsüzce girdiği hâlde oradan çıkmaktan da hoşlanmaz. Ancak o evden çıkıp da Allah'ın salih kullarına hazırladığı nimetleri gördüğünde kaybetmekten hoşlanmadığı şeylere [yani dünya nimetlerine] üzülmez. Aksine şöyle der: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, Şükrün karşılığını verendir. Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk ne de usanç gelecektir.(Fâtır 35/34-35)
Allah'a giden yola girmek için mübahların birçoğunu terk etmek lazım iken haramları terk etmeyen biri bu yola nasıl girebilir? Bu yola erişebilmek için çoğu nafile ibadetlere devam etmek lazım iken farzları ihmal eden biri buna nasıl muvaffak olabilir?