Emre Azra

Puan vermedi·141 syf.·
2025 12. kitabı
“Bizim elimize geçen her yer böyle mi olacak!” … “Cennet gibi yerler virane oldu diye gâvurda keramet, Müslümanda kabahat arama!.. Eskiden buraların sahipleri burada yaşar, burada işlerdi. Sen sahipli memleketi sahipsiz eden beylerin yakasına yapış… Bir daha da öyle demin konuştuğun gibi konuşma… Bizim elimize geçen her yer neden böyle olsun? Burası bizim elimize geçti mi ki? Merak etme, milletin eline bir şey geçmedi; Ovalar, dağlar üç beş fırsat düşkününün elinde toplandı… İşte o kadar…” … “ Müsade buyurursanız” dedi, “Zatıâlinizi haddim olmayarak bir hususta tenvir edeyim. Teşrif buyurduğunuz köye hâla Çirkince diyorsunuz. Halbuki orası artık Çirkince tesmiye edilmiyor. Kaza kaymakamı ile parti erkân-ı devr-i cumhuriyette böyle güzel bir vatan köşesinin adını Çirkince olarak bırakmayı muvafık bulmadılar, Dahiliye Vekâleti’ne müracaat ederek değiştirttiler. Şimdi oranın ismi Şirince’dir… Ya… Şirince…” … Sabahattin Ali’nin çok farklı bir duygusu var. Bir yandan zekice hazırlanmış kurgular, bir yandan hayatın çarpıcı gerçeklerini olduğu gibi aktarması, bir yandan da sanki ailemden biriyle sohbet ediyormuşum gibi kendi içine çeken akıcı bir anlatımı var hikayelerinin. Bu kitapta da Sabahattin Ali’nin birçok öyküsü toplanmıştı ve hepsi birbirinden güzeldi diyebilirim. Ama “Çirkince” en iyisiydi bana göre. Siz de hikayedeki karakterlerle birlikte merak ediyor, yol alıyor ve çoğu hikayede olduğu gibi hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Bu hikayeler pek mutlu sonla bitmeyi sevmiyor, bir süre sonra alışıyorsunuz. Son bölümde masallar bile hafif bir kasvet içinde. Bir fincan kahve eşliğinde yağmurlu bir sonbahar gününü izlemek gibi.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,8bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Spoiler ve Ağır Yergi İçerir
1/10
·480 syf.·
2024 12. kitabı
Öncelikle yazarın ele almak istediği sözde mistik konuyu bu alakasız üslupla ve yersiz eski kelimelerle birleştirme cesaretini yürekten tebrik ediyorum. Tahminime göre bu küflenmiş kelimeler yaşı bendenizden oldukça yüksek bir yazara ait, bu sebeple saygılarımı sunarak bir soru yöneltiyorum kendisine: siz Reşat Nuri misiniz? Ya da reenkarnasyonla Sabahattin Ali tekrar mı teşrif etti dünyamıza? Bu tür kelimeler anlatımda kullanılamaz demiyorum, bilhassa romanın konusu ile ilgisi olduğu müddetçe, yerinde bir kullanım tabii ki benim de hoşuma gider. Ancak anlayamadığım şey, yazarın deyimiyle "düşünce z e r r e c i k l e r i" halinde rüyaları aracılığıyla ruhunu uzaya gönderen bir kitap karakteri 2015 yılında neden Arapça kelimeler kullansın? Hayır yani hikaye sarayda da geçmiyor, şahsen ben pek anlam veremedim sayın yazar. Bir diğer değinmek istediğim konu, artık israftan önemli düzeyde kaçınmayı gerekli kılan çağımızda, hakkını yemeyeyim, 100 sayfada anlatılabilecek bu olay dizisinin 479 sayfa sürmesi. Aynı sözcük ve aynı paragrafların sürekli dönüp durduğu 479 sayfayı kitaba ve ayırdığım zamana saygımdan bir ölüp bir dirilerek ancak bitirebildim desem yeridir. Kısaca anlatılabilecek bu derinliksiz hikayelerin, Arapça sözcüklerle derinleştirildiği sanılarak gereksiz uzadığını belirtmek isterim. Değinilmesi gereken inanılmaz saçmalıklar var ancak bu kitaba yeterince zaman ayırdığım için sabrımın sonuna geldim ve incelemeyi de uzun tutmak istemiyorum. Son olarak şundan da bahsetmek istiyorum ki, yazarımız birkaç tıbbi terim, birkaç jeolojik unsur, birkaç bilimsel sözcük öğrenerek kitap yazılabileceğini düşünmüş. Oysa bunları ondan kimse beklemiyordu. Aslında ele almak isteği konu gayet güzel ve dikkat çekiciydi. Ama bilinç akışı gibi süregelen bu hikayenin kesik kesik
Ölümsüüz RüyaArzu Ahrar · Serüven Kitap · 20155 okunma
Spoiler içermektedir..
Puan vermedi·656 syf.·
2024 10. kitabı
Charles Dickens; okuyucusunu karakterlerinin iç dünyasına derinlemesine indiren, olay örgüsünü ilmek ilmek, kusursuz bir şekilde işleyerek belki ilk sayfalardaki birkaç kelimenin oluşturduğu ipin ucunu kitabın en kilit noktalarında veyahut da veda kısmında bize uzatan usta bir sanatçı. Sadece yazar olarak niteleyememin yegane sebebi de budur, her karakteri derinlemesine işleyip bu uzun romanın sonuna kadar oturttuğu mantık rayından hiç çıkartmadan kusursuz bir şekilde aktarması ve büyük bir incelikle hayatın kendisini, bazen de okuyucunun kendisini hafif hafif işlemesi. Yolda yürürken öylesine, yürüyüşünüzün bir parçasıymış gibi hafifçe esen ve ancak sonra kendini fark ettiren bir rüzgar gibi geliyor ve geçiyor. Ancak unutulmamalı ki o rüzgar başka bir yerlerde kasırgalara sebep oluyor, belki o semtlere yolumuz düşüyor ve bizi de etki alanına alıyor. Başkarakterimiz Pip’in hikayesinin en yüzeysel özeti de ancak bu şekilde anlatılabilir sanıyorum. Dickens’ı övmekle bitiremem elbet fakat biraz kitaptan, konudan da bahsetmek isterim. Görece yavaş bir ilerleyiş, sanki Pip ile birlikte köydeki o evden ve köhne kasabadan ayrılmışız da bütün bu olaylara birlikte tanık olmuşuz gibi kendine alıştıran bir işleyiş var kitapta. Beni özellikle derinden etkileyen ve çok alıştığım Joe ve herkesin mutlaka böyle bir arkadaşı olmalı diyeceğiniz türden Herbert oldu. Pip ise şaşırtıcı bir şekilde kendinin daima farkında olan bir karakter. Daima dediğime bakmayın, nankörlüğünün farkında olduğu halde görmezden gelmeyi bilen biri kendisi. Karşılaştığı tüm insanlar belirgin bir şekilde hem kendisine hem de bana çok şey kattı. Anlatımın ve konunun bu kadar hayatın içinden olması, herkesin başına konmayan o talih kuşunun bile absürt durmadan işlenmesi değinmek istediğim bir başka konu. “Bu
Büyük UmutlarCharles Dickens · Can Yayınları · 201718,5bin okunma
Puan vermedi
Her ne kadar konusu ve biçimiyle farklı olsa da karakterin iç monoloğu o kadar monotonlaşıyor ki kitapta sık sık nerede kaldığınızı hatta okurken bile ne okuduğunuzu unutuyorsunuz. Kitap genel olarak “sorunlu” bir yaşam sürmüş büyükannenin yaşamını kendi ağzından torununa anlattığı mektuplardan oluşuyor. Her ne kadar sorunlu ifadesini kullansam da bu büyükanne torununa yaşarken arzularının ve tutkularının peşinden gitmesi yönünde güzel teşvikler veriyor -her ne kadar kendi kızının hayatını mahvetse de-. Umarım torunu onun hatırasına güzel sahip çıkar.
Yüreğinin Götürdüğü Yere GitSusanna Tamaro · Can Yayınları · 199619,4bin okunma
Puan vermedi·344 syf.·
2024 5. kitabı
Daha önce bir benzerine rastlamadığım marjinal bir olay akışı vardı. Brontë’nin üslubu hiç yabancı değildi. Biraz Jane Austen havası vardı diyebilirim. Normalde bir kitabı okurken çoğu karakterle empati yaparım ister istemez. Onun tarafından da olaylara bakmaya çalışırım. Bu anlamda başlarda Heathcliff, diğerlerinden farksız olsa da sonraları iç dünyası karmaşık bir hal almaya başladı, özellikle olayların hafiften duraksadığı sıralarda beni kitabı okumaya devam etmeye iten bu karakteri çözümleme merakım oldu. Bana göre, romanı diğerlerinden farklı kılan da bu karakterin varlığı ve bu varlığın diğer karakterler üzerindeki büyük etkisiydi. Kısacası olay örgüsü genel anlamda hoşuma gitti. Sansasyonel bir roman değildi ama bence herkesin ömründe bir defa yolunun kesişmesi gereken bir roman.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Zeplin Kitap · 201958bin okunma