Dedim ki: "Vallahi! İnsanların söylediğini duydunuz ve bildiniz. Söylentiler kalbinizde yer tuttu ve bunlara inanma noktasına geldiniz. Ben suçsuz olduğumu söylesem bile -ki Allah suçsuz olduğumu biliyor- siz bana inanacak değilsiniz. Size herhangi bir itirafta bulunsam -ki Allah suçsuz olduğumu biliyor- siz beni doğrulayacaksınız. Vallahi! Ben, benim ve sizin hakkınızda Yusuf'un babasının söylediği "Bana düşen güzelce sabretmektir. Allah sizin anlattıklarınız konusunda yardımını isteyeceğim tek sığınaktır" sözünden daha uygun bir söz bilmiyorum."
Sonra yatağıma döndüm ve Allah'ın beni aklamasını beklemeye başladım. Fakat doğrusu benim hakkımda vahiy indirileceğini de sanmıyordum. Ben, Kur'an'da kendisinden söz edilmeyecek kadar değersiz biriyim. Ben, Allah Rasûlü'nün beni aklayan bir rüya görmesini umuyordum.
Vallahi! Allah Rasûlü daha yerinden kalkmamıştı, aile fertlerinden kimse de evden ayrılmamıştı. Oracıkta vahiy indiriliverdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber'den sallallahu aleyhi ve sellem öyle bir ter boşandı ki kış gününde alnından ve vücudundan boncuk boncuk ter akıyordu. Allah Rasûlü'nün sıkıntısı giderilip açığa çıkarılınca gülmeye başladı. İlk söylediği söz "Aişe! Allah'a şükret. Seni akladı" oldu.
Annem "Allah Rasûlü için ayağa kalk" dedi.
Ben "Vallahi! Onun için ayağa kalkmam. Allah'tan başkasına da şükretmem" dedim. Allah Tealā "Bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur... " âyetini indirmişti.