İnternet bağlantınız hızlı, arabanızı park edecek yer de bulduysanız mutluluğu başka yerde aramayın. Tabi bir de okumak için rahat bir koltuğunuz olsa gerek.
Puslu Kıtalar Atlası "tarrakası meşhur" bir kitap. Bir çok insan kitabı okumaya başladığında giriş cümlesinin etkisiyle kaldırıp bir köşeye koymuştur. Ben de öyle yapmıştım. Çok sonra okumaya azmettim. Giriş kısmına takılmayın kitap o şekilde devam etmiyor. Hatta okuması en kolay kitaplardan biri oluyor ve elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Osmanlı devrine ait bir sürü detaydan habersiz iseniz az da olsa okuma hızınız azalabilir. Felsefe ile bu kadar iç içe olup bu kadar kolay okunabilen bir eser yaratmak ise yazarın bir hüneri.
Ebced alfabesi, Magdeburg küreleri gibi zenginlik katan detayların ardı arkası kesilmiyor. Tarihten çok bir felsefe kitabı, zaten yazar felsefeci.
Üzerinde fazlaca ayrıntılı bilgiler vermek içeriğine ait spoiler denilen kötü yollara düşme tehlikesi içereceğinden tavsiye edilmez. Tam anlamıyla bir masal kıvamında bir anlatıya sahip. Binbir Gece Masalları okuyormuş hissine kapılabilirsiniz. Anlatım tekniği bana "Yüzyıllık Yalnızlık" la fazlasıyla benzerlikler içeriyormuş gibi geldi. Daha ileri gidip hatta düpedüz aynı teknik diyorum. Olayların hızı ve çokluğu zaman zaman yorucu olabilir. Puslu Kıtalar Atlası okuması çok kolay olmakla beraber anlaması, sindirilmesi zor bir kitap. "Tarrakasının" sırrı burada olsa gerek.
... uykunun bir uyanış ve düşlerin de gerçeğin ta kendisi olduğu fikri kafasını meşgul etmeye başlamıştı. Az önce uyanıp gözlerini gerçek dünyaya açarak yatağında gerinmeye başladığında belki de bir uykuya dalmıştı.