Maya Angelou'nun otobiyografik roman serisinin ilk kitabı Kafesteki Kuş Neden Şakır Bilirim'i, 'hemen ikinci kitabı okumalıyım' diyerek bitirdim. Angelou'nun zekasını hissettiren mizahi dili, olayları betimleme şekli okuru kitaba bağlıyor. Okuduğum için çok memnunum ve ilk fırsatta ikinci kitabı edinip okuyacağım.
(Buradan sonrası spoiler içermektedir.)
Angelou büyüdükçe özellikle Meksika'da babasının arabasını dağdan aşağı sürmesiyle başlayan kısımdan itibaren kitaptan daha fazla keyif almaya başladım. Bir ay hurdalıkta yaşaması ve orada edindiği çevre, tramvayda işe alınan ilk siyahi olması ve bunu başarabilmek için gösterdiği azim çok etkileyiciydi. Anne ve babasının ilginç karakterleri ve hayatları düşünüldüğünde, Angelou'nun da sıradan biri olması beklenemezdi zaten. Ayrıca onun kardeşi Bailey ile olan ilişkisini okumak da keyifli ve dokunaklıydı.
Çocukken annesinin sevgilisi tarafından tecavüze uğradığı satırları okurken çok zorlandım. Siyahilerin hayatın her alanında hissettikleri baskıları, ayrımcılıkları, zorlukları canlı bir şekilde aktarmış. İkinci Dünya Savaşı'nda Japonların yerini alan siyahilerin, Japonlara karşı"dışlanma kaderdaşlığı" gibi ortak bir duygu geliştirmemelerini anlattığı kısım ufuk açıcıydı. Ayrıca kitabın başlarında kilisede geçen bir olayı anlattığı kısımı düşününce gülmeden edemiyorum: "Vaaz ver. Vaaz ver diyorum sana!"