Suçlu mu arıyoruz? Sanmam.
8/10
Yetenekli Çocuğun Dramı benim okurken en çok durup düşündüğüm kitaplardan biri oldu. Kitabın temel fikri aslında çok basit gibi görünüyor: Bazı çocuklar o kadar uyumlu, o kadar anlayışlı ve o kadar “iyi çocuk” oluyorlar ki kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi bile bırakıyorlar. Çünkü küçük yaşta sevgi görmek için başkalarının beklentilerine göre davranmayı öğreniyorlar. Kitabı okurken ister istemez çevremdeki insanları ve kendimi düşündüm. Hepimizin hayatında sorunsuz görünen, kimseyi üzmeyen, herkesi anlayan insanlar vardır. Bazen o insan biz de olabiliriz. Ama acaba gerçekten öyle mi? Yoksa çocukluktan beri başkalarını mutlu etmeye alıştıkları için kendi duygularını bastırıyorlar mı? Onlara uygun görülen rolleri mi oynamaya devam ediyorlar sadece? Alice Miller bazı yerlerde oldukça sert. Hatta zaman zaman anne babalara karşı fazla acımasız davrandığını düşündüğüm bölümler oldu. Kendim de yeni anne olduğum için “Ben süreci acaba nasıl yöneteceğim, çocuklarımda istemeden yaralara sebep olacak mıyım?” diye de kaygılandım. Yine de vermeye çalıştığı mesajın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocukların sadece fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının yeterli olmadığını, duygusal olarak da görülmeye ihtiyaç duyduklarını çok net anlatıyor. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, yetişkinlikte yaşadığımız bazı sorunların kökeninin çocuklukta aranabileceği fikriydi. İnsan bazen hayatındaki bazı kırgınlıkların, bazı ilişkilerinin ya da bazı davranışlarının nedenini ilk kez fark ediyor. Bu farkındalık rahatsız edici olabiliyor ama aynı zamanda açıklayıcı da. Bence bu kitap anne babaları suçlamak için değil, insanı kendini anlamaya davet etmek için okunmalı. Çünkü çoğu anne baba da kendi yaralarıyla çocuk büyütüyor. Bu yüzden kitap bana suçlu aramaktan çok, nesilden
Yetenekli Çocuğun DramıAlice Miller · Profil Yayıncılık · 20213,925 okunma
Beklediğimden çok daha derin olan o kitap
Puan vermedi·208 syf.··
2026 69. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 13:27
Kitap, aslında hepimizin hayatında bir kez yaşadığı ya da tanık olduğu o "dönüm noktası" mevsimini anlatıyor. Arkasındaki o can alıcı cümle zaten her şeyi özetliyor: "Herkesin ansızın büyüdüğü bir yaz vardır..." Hikaye, 99 depremi ve 20 yıl sonrasını, karakterlerin çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o ince, kırılgan çizgide verdikleri sınavları, yüzleşmek zorunda kaldıkları gerçekleri ve hayatlarını sonsuza dek değiştiren bir yaz mevsimini odağına alıyor. Yıllar önce oynana bir şişe çevirmece oyunu her şeyi ne kadar değiştirebilir ki? İlk aşklar, hayal kırıklıkları, 20 yıl sonra ortaya çıkan aile içi sırlar ve en önemlisi de insanın kendi benliğini keşfetme süreci, dalgalı bir deniz gibi önümüze seriliyor. Işıl Şenol
O YazIşıl Şenol · Yan Pasaj · 2022248 okunma
Reklam
Hep ama hep seveceğim sizi...
10/10
·688 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 13:44
Bitirmek istemedim ki...Bittiniz ya...Son bölüm sadece ağladım... Her şeye... Kitabın neyinden bahsedeyim ki...Çok güzeldiniz çok. Hem de var ya hepiniz... Çok duygusalım, asla yazamayacağım. Kitap hakkında asla spoiler veremem, çünkü bu seriyi kendiniz keçfedin ki, benim gibi nefessiz okuyup bitirmemek için okuyamama hissini yaşayın. Her duyguyu yaşayacaksınız. Muazzam ötesi karakter gelişimleri göreceksiniz. Her karaktere A'sından Z'e kadar aşık olacaksınız. 5.kitapta her kesi dolu-dolu okuyabildik, en güzeli buydu. Wielki'ni bu kadar geniş okumak bir garipti, Jancağızım zaten olay, Ares de... Aralın ilk defa baba demesi, Kadirle Aralın huysuz damat-kayınbaba, baba-oğul ilişkisi, Ender hanımın ponçikliyi... Konuşamıyorum ya...Bu incelemeni kitabı hazm edip yazmak istedim, ama yine de bu seriye, bu karakterlere o kadar bağlanmışım ki, hala ağzım kulaklarımda, inceleme yazarken asla objektiv olamıyorum. Kitabın kurgusu öyle ki, asla anlatmam! Kitapta o kadar ters köşe vardı ki, heyecandan nasıl okuyordumsa artık, bir de bölümlerin bittiğini görüyordum. O kadar çok olay oluyor ki, not alarak ya da dikkatli okumanızı tavsiye ederim. Bu serini sadece 1.kitabın arkasındaki kısa bir kaç cümleyle başlamanızı o kadar istiyorum ki. Asla ve asla spoiler duymadan başlayıp bağımlısı olmanızı arzuluyorum size. Kısa inceleme olsa da, bu kadar heyecanlı olacağımı düşünmediğimden bu kitapta da böyle olsun. Bu kitabın, bu serinin de benim için özelliyi bu olsun. Bu seri benim için tamamen 10/10. Şu zamana kadar yegane seri ki, tüm kitaplarına 10/10 vermişim, sevgimi siz düşünün yani... Teşekkür ederim, Filiz Puluç.
Bazı İnsanlar Böyle Yaşar 5Filiz Puluç · İndigo Kitap · 2025265 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:37
Anne ve babasının ayrılığının ardından sebepsiz krizler geçiren ve epilepsi teşhisi konulan Antonio'nun, tedavisi için annesinin işi nedeniyle babasıyla birlikte Marsilya'ya gidişini ve burada geçirmek zorunda kaldığı 48 saatlik uykusuzluk sürecini anlatıyor. Yazar, Antonio'nun babasıyla birlikte çıktığı bu Marsilya yolculuğunda, belki de hayatlarında bir daha elde edemeyecekleri bir fırsat yakalayan baba ve oğlun birbirlerini yeniden keşfetmelerini çok doğal ve samimi bir dille aktarıyor. Benim için kitabın en güzel yanı, baba ve oğlun birbirlerini tanımaya çalışırken okura da aile ilişkileri üzerine düşündürmesi ve bu ikilinin birlikte geçirdiği özel zamanları okuyormuş hissi vermesi. Kitabın dili oldukça akıcı. Genel havası melankolik olsa da insanın içini ısıtan sıcak bir yanı var. Çok derin ya da yoğun duygusal bir roman sayılmaz; bazı noktalar biraz yüzeysel kalmış. Daha derin işlenmesini istediğim yerler olsa da kitabın sakin ve samimi atmosferini ve abartılı bir dram sunmamasını okuru yormadan ilerlemesini sevdim.Dinlendiren, sakin ve samimi bir roman arıyorsanız güzel bir tercih olabilir.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,016 okunma
Tepsideki Melek / Esra Kahya
10/10
·215 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:33
​Bazı kitaplar sadece bir hikâye anlatmaz; bizi kendi çocukluğumuzun tozlu odalarına, o odalardaki nesnelerin gizli diline götürür. Esra Kahya’nın Tepsideki Melek romanı, tam da böyle bir yüzleşme ve hatırlama metni. Yazar, bizi melekli tepsilerin, Süreyya siluetli çay tabaklarının, marley döşemelerin ve içlerinde adeta sır gibi saklanan porselen süslerin olduğu o koca vitrinlerin dönemine, yani kolektif hafızamızın tam kalbine yolculuğa çıkarıyor. ​O dönemlerde çocuk olan hangimiz eşyalarla konuşmadı, hangimiz kapı çizgilerindeki budaklardan canavarlar türetmedi ki? İşte bu yüzden, romandaki Güliş yabancı bir karakter değil; hepimizin çocukluğunun birer parçası. Güliş biziz. Kimimizde vitrini canavar gören o hayalperest çocuk, kimimizde babasını kaybettiği için acısını helvaları balkondan dökerek sessizce haykıran o sızı, bir diğerimizde ise merdivenden komşu terliklerini fırlatan o hırçın ama aslında sadece "görülmek" isteyen ruh... Esra Kahya, hepimizin içindeki o yaralı çocuğu Güliş’in şahsında ete kemiğe büründürüyor. ​ ​Güliş: Romanın sadece başkahramanı değil; adeta çocukluk yaralarımızın kolektif bir simgesi. Esra Kahya, Güliş figürü üzerinden okura şu evrensel gerçeği fısıldıyor: Kırılmış bir çocukluk, yetişkinliğin en ağır yüküdür. "Annem bazı zamanlar çok güzel severdi.Ona sarıldığım an,ait olduğum yeri bilirdim.Ona sarıldığım an,annemin tenini hissettiği an durulur,dinilerdi.Böyle zamanlarda sarılmak sonsuz olsun isterdim."Oysa Güliş annesine nasıl da aç ,onun sevgisine nasıl da muhtaç. ​Aydın: Bir adamın, bir kadını ve hayatı nasıl naif, nasıl "güzel" sevebileceğinin ete kemiğe bürünmüş hali olarak çıkıyor karşımıza. Sevginin gürültülü değil, şifalı ve onarıcı bir eylem olduğunu Güliş’e ve okura gösteriyor. ​Nevra: Nazenin bir çiçekken hayatın
Alıntı
Tepsideki MelekEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2025199 okunma
Giyotinin Gölgesinde Bir İnsan
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 20:50
"Kitap bittikten sonra insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor. "Bir insanı öldürmek yanlışsa, bunu bir bireyin yapmasıyla bir devletin yapması arasındaki fark tam olarak nedir?" Bu soru, kitabı bitirmeme rağmen peşimi bırakmıyor..." Bu kitap, aslında bir idam hikâyesi değil ölümün gölgesinde insan kalabilmenin hikayesidir. Hugo mahkûmun ne suç işlediğini özellikle söylemiyor. Çünkü onun amacı suçu yargılamak değil cezanın kendisini sorgulatmaktır. Kitabı okurken bir katilin bir hırsızın ya da bir suçlunun zihnine değil, yaklaşan ölüm karşısında titreyen bir insanın zihnine gireriz. Kitap boyunca en çarpıcı nokta idamın yalnızca birkaç saniyelik bir infaz olmadığı gerçeğidir. Asıl idam kararın açıklandığı gün başlar. Mahkûm her geçen saat biraz daha ölür. Her çalan saat, her açılan kapı, her ayak sesi onu giyotine birkaç adım daha yaklaştırır. Hugo fiziksel ölümden çok psikolojik işkenceyi anlatır. Kitabın en sarsıcı taraflarından biri de insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini bütün çıplaklığıyla göstermesidir. Mahküm bazen umutlanır, bazen inkar eder, bazen öfkelenir, bazen de kaderine teslim olur. Bu yönüyle kahraman sadece bir mahkûm değildir. O ölümün geleceğini bilen ama zamanını bilmeyen her insanın sembolüdür. Son sayfalarda kızına duyduğu özlem ve geride bırakacaklarının ağırlığı, kitabı siyasi bir metnin ötesine taşır. O noktada artık bir suçlu görmeyiz. Bir baba görürüz. Bir insan görürüz. Ve Hugonun vermek istediği mesaj tam da burada ortaya çıkar. Devlet bir bedeni öldürebilir ama hiçbir zaman bunu insani bir eylem hâline getiremez.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,5bin okunma
Reklam
Reklam