bizimkiler dedikse yâni sözüngelişi
fârâbi, ibni sina kaşgarlı mahmut filan yâni sümerler
sümer âsur bâbil kalde
dicle fırat toprakları
mezopotamya
-geldânî de dense olur kaldeliler de—
Bağteten olmuş iken tûtî guruba hem-nişîn
Yine şekvâyı gurâb eyler garâbet bundadır.. Nev'î
/
Kader savurupta ansızın bir papağan bir
karga ile aynı kafese girince, bundan ilk
şikayet edenin karga olması garip değil midir?!
Hikmet taleb-i malda Karun gibi şimdi
Hahişgeri-i lokmada Lokman unutulmuş.. Nâbî
"Malk mülk peşinde koşarakKarun gibi yaşamanın adına hikmet diyorlar şimdi. O kadar ki, lokma peşinde koşarken Lokman Hekim'in öğütleri unutulup gitmiş"
Ne kadar tanıdık bir manzara değil mi? Bugün başarının, akıllılığın ve "hikmetin" ölçüsü ne yazık ki daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek ve Karun gibi ihtişam içinde yaşamak haline geldi. Bir lokma daha fazla koparabilmek, biraz daha lüks yaşayabilmek için verdiğimiz o amansız kavga, ruhumuzu iyileştirecek olan asıl şifayı, yani manevi bilgeliği (Lokman Hekim’i) bize unutturdu.
Hırslarımızın peşinde koşarken rızkı veren Rezzak'ı unutuyor, rızkın kendisini ilahlaştırıyoruz. Oysa insan, sadece midesini doyurmak için dünyaya gelmiş bir varlık değildir; kalbin ve ruhun da doymaya, şifaya ihtiyacı vardır. Zira:
"Hırs, sebeb-i mahrumiyettir ve vasıta-i zillettir... İnsan hırs ile rızkına cihad etse, aczini göstermekle rızkını zenginleştirir. Rızka karşı hırsla saldırmak, bereketsizliğe ve perişanlığa sebeptir." (Mektubat / İktisat Risalesi)
Karun gibi yığıp biriktirmeyi marifet saydığımız bu dünyada, asıl zenginliğin kanaatte, asıl şifanın ise ruhu besleyen o manevi hakikatlerde olduğunu hatırlamaya ne kadar da ihtiyacımız var. Lokma peşinde koşarken, bizi biz yapan değerleri arkamızda bırakmayacağımız bir hayat duasıyla...
Vesselam..
Yaşadığım şeyin "eşyanın ruhu" demek olduğunu ve Doğulu uluslarda bunun için "eşyaya bakma"nın gerçeği görmekle eşdeğer tutulduğunu sonradan öğrenecektim. Buna göre varlığa bürünmüş her şeyin bir ruhu, bir hayatı vardı. Tıpkı insanlar ve hayvanlar gibi bitkiler de cansız varlıklar da birer hayat sürüyor, yerküre topyekün nefes alıyor, yaşıyor ve yaşatıyordu. Toprakta hayat vardı, suda hayat vardı, ateşte ve havada hayat vardı. Hatta, hayat bunlardan ibaretti.