Babil sürgününden Filistin'e dönen Yahudilerle birlikte dönüşüm geçiren İbranice yazısı, sesli harflerden tamamıyla yoksundu ve gerçekte onları bu hususta harekete geçiren Müslüman Araplarla ilişkiye geçinceye kadar iki bin yıl boyunca böyle kalmıştı. Son derece düzensiz bir sözlü gelenekle ve iki bin yıl boyunca tek bir sesli harfin bulunmadığı bir metinle aktarılma sıkıntısını yaşayan Eski Ahit daha samimi bir kuşku imtiyazını hak ederken, elli yıllık aranın (Peygamber'in vefatı sonrası tam olarak 50 yılda bütün bir metin oluşturulmuştu) Kur'an metnine zarar verdiğini iddia etmek hiçbir şekilde bilimsel değildir.
On yedi İlk Çağ kanun derlemesi üzerine yapılan bir araştırmada (bunlara Babil'de yaklaşık M.Ö. 1770 tarihli Eşnunna Yasaları, yaklaşık M.Ö. 1750 tarihli Hammurabi Yasaları, Romalıların M.Ö. 450 tarihli On İki Levha Yasaları dâhildir) suçtan mağdur olanın toplumsal konumuna göre bedenî cezanın yerine para cezası ikame etmenin yaygın olduğu görülmektedir. Örneğin Eşnunna kanunlarınca birisi başka birisinin karısının veya çocuğunun ölümüne sebep olursa cezası idamdır. Ama birisi bir köle kadının ölümüne sebep olursa hayatı tehlikeye girmez; yaptığını iki köle kadın vererek tazmin eder. Yine bu yasalara göre sahibi uyarılmasına rağmen bir köpek ya da öküz bir insanın ölümüne neden olursa sahibine kırk şekel gümüş para cezası kesilir. Köpek ya da öküz bir kölenin ölümüne neden olursa para cezası yaklaşık üçte birine, on beş şekele iner. Eşnunna yasalarından yirmi yıl sonra çıkarılan Hammurabi yasalarında bir alacaklı borçlusunun oğlunu döverek öldürürse cezası kendi oğlunun öldürülmesidir. Şayet bir alacaklı borçlusunun kölesini öldürürse cezası borçlusuna yirmi şekel ödemek ve alacağından vazgeçmektir. Bu örnekte canına kıyılan insanın toplumsal konumuna göre bedene uygulanacak ceza yerine paranın ikame edildiğini görüyoruz. Köle söz konusu olunca para ile candan biri ötekini ikame edebiliyordu. Ancak bu paralaştırma uygulaması hukuk ve adalet sahasında girift şekillerde ortaya çıkıyordu. Bunu özellikle eski Germanya hukukunda wergild örfünde görüyoruz; buna göre yasa çiğnendiğinde bedenî cezanın ve ölüm cezasının yerine para ödenebiliyordu.
Cilalı Taş Devri'nde Avrupa'da ticareti yapılan ilk malın köle olduğu; kölelerin Büyük Okyanus'un kuzeybatısındaki yerli halklar arasında da başlıca ticaret kalemi olduğu anlaşılıyor. Bazı toplumlarda, özellikle toprak üzerinde özel mülkiyetin henüz oluşmadığı yerlerde ilk özel mülkün köle olduğu görülüyor. M.Ö. 2400'de Babil'de ve Asur'da köle satışına dair kanıtlar var. Daha güneyde Sümer'de tapınak kayıtlarında M.Ö. 2700'de kölelerden bahsediliyor ve M.Ö. 2000'de canlı bir yabancı esir pazarı zikrediliyor. Demek ki Milattan en az iki bin yıl önce esir edilen insanların metalaştırılması Orta Doğu'da bildik bir olay hâline gelmişti. M.Ö. 1580 kadar erken bir tarihte Hint Okyanusu üzerinde büyük ölçekte bir köle ticareti gelişmiş bulunuyordu; bu gözlem üzerine Patterson "Kölelik ile ticaretin kökenini birbirinden ayırmak mümkün değil” demiştir. Romalıların köle ticareti zirvede yılda 250.000-400.000 kişiye varmıştı; eldeki bulgulara göre Yunan-Roma âleminin dışında Arapların M.S. sekizinci-dokuzuncu yüzyıllarda başlayan köle ticareti bu çıtayı da aştı. Köle pazarları Yunan-Roma dünyasına daha sonra gelmekle beraber, Homeros'un zamanında savaş, kölelik ve pazarda mübadele iç içe geçmişti; dünyada en canlı köle pazarlarının bazısı Akdeniz havzasındaydı. Nitekim Odisseia'da adı geçen veya geçmişi anlatılan köleler ya pazarda satın alınmıştı, ya da satın alınmış kölelerin çocukları, torunlarıydı. Savaş ile ticaret öylesine karışmıştı ki İlk Çağ'da Yunanistan'da köle tüccarları orduların peşinden yürüyüp esir ettiklerini satın alıyordu.
Tarihte paranın büyük ölçüde kullanıldığı ilk toplum İlk Çağ'da Yunanistan'dır. Gerçi Yunanistan dışında da pazar ve meta mübadelesi vardı. Antik dünyada bunlar yaygındı. Başka toplumlarda
Hz. Musa'dan yüz yıllar sonra Ya
hudiler Babil kralı Nabukadnezzar tarafından esir alınıp Babil'de sürgüne tabi tutulurlar. Kral bir ara altından bir put yaptırır; herkes bunu ilah olarak kabul etsin, aksi takdirde muhalifleri alevli ateşe atıp yakacağım, der. O sırada Şadrak, Meşak ve Abed-nego adlarında üç kişi bunu kabul etmez. Kral, bunları ateşe atın diye talimat verir. Kralın adamları bunları alıp alevli ateşe atarlar; ancak ateş onları yakmaz. Sözde inandıkları tanrıdan vazgeçmedikleri için; tıpkı Kur'an'da anlatılan Hz. İbrahim mitolojisi gibi Allah onları ateşten korur. Kral bunları o halde görünce şaşkına döner. . . şeklinde uzun uzadıya anlatılır.