11. Savaş sanatı bize düşmanın gelmeme ihtimaline değil bizim onu karşılama hazırlığımıza güvenmemizi öğretir, düşmanın saldırmasına değil konumumuzu saldırılamayacak yapmamıza güvenmemizi öğretir.
Farkındalık zihne geldiğinde, çoğu zaman ona karşı deyim yerindeyse otomatik bir savunma mekanizması devreye girer. Çünkü farkındalığın yaratması gereken değişiklik, ekseriyetle insanın konfor alanına müdahele eden bir rahatsızlık anlamı taşır. Biz insanlar ise genellikle bu tip dönüştürücü farkındalıkların yarattığı o başlangıç rahatsızlığını teskin etmek, onun rahatsızlığından kurtulabilmek için "konfor" kalıplarımıza yöneliriz.
"Satrançta kazanmak istiyorsan, bir şeyi anlaman lazım" dedi, Noranın tek derdi buymuş gibi. "Anlaman gerekense şu: Oyun bitene kadar hiçbir şey bitmiş değildir. Elinde tek bir piyon kalmış olsa bitmez. Bir tarafta tek bir piyon ve Şah varken, karşı tarafın bütün taşları duruyor olsa da, oyun devam eder. Sen bir piyon olsan da -ki belki hepimiz öyleyiz- piyonun en sihirli taş olduğunu asla unutmamalısın. Ufacık ve sıradan bir şey gibi görünebilir ama öyle değildir. Çünkü hiçbir piyon piyondan ibaret değildir. Bütün piyonlar kozadan çıkmayı bekleyen birer vezirdir. Senin tek yapman gereken, ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır. Her seferinde tek bir kare. Bu şekilde karşıya geçip bütün güçlere sahip ola bilirsin."
Nora çoklu evrenlere dair epeyce şey okumuştu ve Gestalt psikolojisinden de biraz anlıyordu. İnsan beyninin dünyaya dair karmaşık bilgileri filtreden geçirerek indirgediğini, mesela insanın bir ağaca baktığında sonsuz karmaşıklıktaki sayısız yaprakla dalı "ağaç" denen şey olarak gördüğünü biliyordu. İnsan olmak, dünyayı sürekli indirgeyerek anlaşılabilir ve basit bir anlatıya dönüştürmek demekti. İnsanın gördüğü her şeyin birer indirgeme olduğunu biliyordu Nora. İnsanlar dünyayı üçboyutlu görüyordu. Bu da bir indirgemeydi. İnsan en nihayetinde sınırları olan, her şeyi genelleyen, otomatik pilotta yaşayan, zihnindeki dolambaçlı yolları düzleştiren bir yaratıktı ve tabii ki bu yüzden sürekli kaybolup duruyordu.