Türkiye'nin payitahtı üç denizin, Marmara Denizi, Altın Boynuz ve Boğaz'ın birleştiği yerde kurulmuş. İki kıtanın arasına yerleşmiş, iki yakasında tabiat harikası tepeler ve eteklerinde deniz olan bu şehrin dünyada bir benzeri yoktur. Konstantinopel, her ne kadar Moskova'nın rengarenkliğine, kırmızı, yeşil ve yaldızlı kubbelerine sahip değilse de, Moskova'da olmayan bir şey var burada: Semaya yükselen beyaz minareler ...
Kuşların ayak izlerine benzer bir sürü işaretten ibaret olan acaip Japon alfabesini kullanmak dünyanın en kolay işiymiş gibi yazıyor mektuplarını.
Yazdıklarınızı okumama izin verin, diyorum.
Buyrun! diyor gülerek ve mektuplarını bana doğru fırlatıyor.
Türkiye'nin sorunu batılılaşmak sorunu değildir, modern kişiliğini bulmak sorunudur. Bu arada yoksulluktan kurtulmak, endüstrileşmek, şehirleşmek sorunudur.
Aklın yolu bir. Çünkü ulusal nitelikleri es geçerek, eski Yunan, Latin, Fransız zart-zurt deyip de yapılacak batılılaşma, emperyalist batının sömürgelerinde ve mandat'larında yaptığı batılılaşma oluyor. Bizim 'ilerici' aydınların çoğu nasılsa o çukura düşmüşler, utanmadan Atatürk'ü de kendileriyle birlik gösteriyorlar. Atatürk, ulusal bilinç adamıydı, oysa yaptıkları batıcılık ulusal bilinci yok eden bir batıcılıktır, kopyadır, taklittir, bunların!
Ahmak, hayran olur, bağlanır, çünkü anlamaz; zeki, kuşkulanır dibini karıştırır, çünkü anlar. Siz kendi hesabınıza ahmaklar defterine geçmek ister misiniz?