Yahya Kemal, kilolu olmaktan ve çok yiyip içmekten kaynak
lanan hastalıklarla sık sık hastaneye yatardı. Bir defasında babam
onun "İhsan biz tekrar içki içmek için tedavi oluyorduk, ama artık anladım ki içkiyi kesmek veya azaltmak lazım" dediğini söylemişti.
Babam, dağdan düşerek ölen ağabeyimin acısına dayanamayıp ani olarak vefat ettiğinde, Yahya Kemal, yine hastanedeydi; Üzülmesin diye babamın ölümünü ona haber vermemişlerdi. Zaten çok kısa bir süre sonra o da aramızdan ayrıldı.
Eski İstanbul' da bir çocuk için, "modern hayat" böyle bir şeydi işte: Yanmayan kalorifer, odunlu termosifonla ısınan banyoda 90 ayaklı küvet ve geceleri her tramvay geçtiğinde sallanan bir yatak!
Aşk ve İstanbul; aşkı ve İstanbul'u yazmak; Peki hangi İstanbul'u?
Menderes öncesi zarafetini koruyan gerçek İstanbul mu?
Menderes sonrası traktörleşen tarımın dışarı verdiği göçlerle önce büyük bir "gecekondu", moda deyişle "varoş" haline gelen ve sonra da neo-emperyalist ve neo-kapitalist metropolleşmeye kurban edilen, hormonlu büyüme kurbanı perişan İstanbul mu?