Mustafa Kemal’in, hayatına karıştığı ve bir şeyler yapmayı düşündüğü mütareke günlerinde, gerçekte bir değil, birkaç İstanbul vardır.
Bunun biri Türk-Müslüman İstanbul’dur. Beşiktaş’tan, Haliç boyunca
Kasımpaşa’dan Eyüpsultan’a ve oradan İstanbul’un yedi tepesini ve bu
tepelerin mermer taçları olan kubbeleri, minareleri de koynunda toplayarak karşı yakada Üsküdar sahillerine atlayan, Beylerbeyi’ne, Kandilli’ye, Beykoz’a kadar uzanan bu İstanbul, kan ağlar.
Türk devletinin tarihinde eski asaletlerin damgaları yoktur. Her devlet kurucusu, daha önce bir adsızdır. Her tahtını kaybeden hanedan da, aradan daha bir kuşak geçmeden, insanların hatırasından silinir. Halk içinde kaybolur.
Mustafa Kemal'in, Selanik Askeri rüştiyesinden beri hayat boyunca arkadaşlıkları devam eden birkaç kişi vardır: Salih (Bozok) , Nuri (Conker) , Fuat (Bulca) , İsmail Hakkı (Kavalalı) bu arada sayılabilirler. Fakat Manastır askeri idadisinde bunlardan ayrı olarak Ömer Naci ile, kendisine etkileri olan dostlukları olmuştur. Ömer Naci, taşkın ve heyecanlı bir gençti. Genç Türklerin 1908 ihtilalinden sonra, ihtilalin hatibi olarak parladı. Askerlikten ayrıldı. Sakal bıraktı. Partinin ve rejimin ateşli bir sözcüsü olarak mitinglerde, temsillerde nutuklar verdi.