Kafiyelere uydum bu sefer
Bir Bütündür Yüreğim Düşen ne candı, ne tan Varılan bir yoldu bu ciwan Şimdi ne dert kalmış ne de tasam Bir elekten geçtim, felek bile kolaçan. Sesimi yıldırandır bu çalı desenli ihtişam elbet bilinirdi, yüce aşkta bir lisan Kanımca ezilmez artik yürek fukaram Ne daha yenilirim ne de eksik kalırım bu yoldan. Bilinmezdi elbet, ezilen çiçeklerin dramı birçok yillıktı anılar, kelebeklere zulüm... Kim derdi ki, ben avare bir Yusuf Ne kuyuda susuz kaldım, ne aşka üryan Hep yalnızdım imanın en soğuk kuytusunda Şimdi ne Cennet bağlar beni ne de nizam. Buydu bize bahsedilmiş bir mizgin yetemesem neye yarar coşmam. Bir duymuşlar beni, sessizlik bunca bohçam şimdi ne görseler bilmukabele hâlimden çığırtkan düşlerdi bunca beni aksettiren varabildim sonunda nelerdir bizlere kalan. Bu umutsuzluk pergelindedir gölgem Faydam yoktur adımdan gayrı manaya yine de Tanrı bilir derim, kal-û beladan
Edebiyat
Öze varışta engel...
Kibir, kendi özünün farkında ve idrakinde olmayanın düçâr olduğu musibettir...Çünkü kibir, insanın kendi hiçliğini örtmek için ruhuna giydirmeye çalıştığı eğreti ve rüküş bir zırhtır. Özünü idrak edemeyen kişi, varoluşsal boşluğunu başkalarının üzerine basarak, onları yukardan seyrederek doldurabileceğini sanır. Oysa bilmez ki, basamak yaptığı her gönül, onu göğe değil, kendi kuyusunun daha da derinlerine çeker. Bu musibetin en hazin tarafı, sahibini mutlak bir yalnızlığa mahkûm etmesidir. Kibirli insan, aynalara aşık bir narsist gibi sadece kendi aksini kutsarken, evrenin o muazzam ve iç içe geçmiş büyük ahengini ıskalar. Kulakları sadece kendi sesinin yankısıyla sağırlaştığı için, hayatın fısıldadığı hakikatleri ve gönülden gönüle kurulan o gizli köprüleri asla duyamaz. Meritokrasinin, liyakatin ve gerçek şahsiyetin sustuğu yerde, kibrin gürültüsü başlar. Gerçek bir cevher, derinliğinin ve bütüne olan bağının farkında olduğu için vakurdur; tıpkı başı olgunlaştıkça öne eğilen bir başak ya da sonsuz uzayda kendi haddini bilerek dönen bir yıldız tozu gibi... Kibir ise tam aksine, içi boş bir kabuğun rüzgarda çıkardığı kuru gürültüden ibarettir. Kendini her şeyin merkezi sanan bu yanılsama, kuantum düzeyindeki o muazzam olasılıklar ve bağlar denizinde, kendini tek bir doğrusal kibrit çöpüne hapsetmektir. Nihayetinde, kendi özünün acziyetini ve aynı zamanda o acziyetin içindeki muazzam cevheri (bilinci) idrak edemeyen her ruh, kibrin sahte tahtında aslında kendi infazını bekleyen bir sultandan farksızdır. Bu derin tefekkür yolculuğunda, "kendi özünü bilme" ve "şahsiyet"in önünde en büyük engel olan kibrin panzehiri ilmin aydınlığına sığınmaktır.. Bu noktada modern insanın varoluşsal sancısı kendi özünün mahiyetine dair cehaletidir... Cehalet, bilginin yokluğu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Funda'dan...
"YAŞANMIŞ BİR HİKAYEDEN ALINTI" Şekeroğlan ​Her şey, aynı dilde konuşabildiğimizi sandığım o büyüleyici cümlelerle başladı. Kelimelerin arkasına gizlenen o edebi zarafet, kurak geçen yılların ardından kalbime sızan bir umut gibiydi. Bir şans vermek, hayatı pencerelerinden içeri buyur etmek ve belki de ilk kez güvenle yaslanabileceğim bir yuva kurabilmek istemiştim. Ancak insan, bazen ruhunu iyileştireceğini sandığı kelimelerin, aslında derin bir yetersizliğin maskesi olduğunu geç fark ediyor. ​Zaman geçip de ardındaki gerçeklikle yüzleştiğimde, karşımda duran şey bir sığınak değil, kendi sınırlarına sıkışıp kalmış bir hayatın öfkesiydi. Hayatın ona sunduğu dar kavislerin içinde, geçmişin ve şimdinin faturasını etrafına kesen bir ruh vardı orada. Kendi dünyasında bir çıkış yolu bulamamış, ailesiyle, bağlarıyla ve en önemlisi kendisiyle küs bir hikayenin başkahramanıydı. ​Asıl ağır olan neydi biliyor musun? Beni sevdiğini sandığım o insanın gözlerinde, sevginin kırıntısını bile bulamayışım. O beni hiç sevmedi. Kendini denedi belki ama başaramadı. Çünkü onun kalbindeki yerimi, zamanla kapkara bir gölge gibi büyüyen o yıkıcı duygu ele geçirmişti: Hasetle karışık bir kıskançlık, bitmek bilmeyen bir yarış. ​Oysa benim hikayem de dikensiz bir gül bahçesi değildi. Erken yaşta sırtlandığım viran bir geçmişin içinden, tırnaklarımla kazıyarak çıkmıştım. Hayatın getirdiği tüm fırtınalara rağmen bir evladı pırlanta gibi büyütebilmiş, gecemi gündüzüme katıp çalışarak kendi ayaklarım üzerinde durduğum güvenli bir liman yaratmıştım. Eğitimsiz kalmamış, emek vermiş, kendime ait huzurlu bir düzen kurmuştum. Sevdiklerimle, ailemle, dostlarımla kurduğum o samimi, şeffaf ve dürüst bağlar hayatımın en büyük zenginliğiydi. ​İşte o, tam olarak bu noktada beni bir hayat arkadaşı, bir kadın
PSİKOLOJİK HASTA ya da DELİ DEĞİLSİNİZ !/Otizm/Dehb
Hastalıklara başlarken İlk olarak genetik problemlerin ana çalışma mantığını ele almamız gerekiyor.Epigenetik hepimizin bildiği gibi çevresel koşulların dnayı etkilemesidir. Dna methilasyonu dediğimiz bu işlem tam anlamıyla şöyle işler: Diyelimki atalarımızdan bize takıntı geni geldi ama biz güzel bir ailede büyüyoruz böyle olduğunda dna methil gelip takıntı genlerimizi kapatıyor.Sevgi genlerimiz var ama kötü bir ailede büyüyoruz bu sefer dna methil gelip sevgi genlerimizi kapatıyor.Burada methil gene müdahale etmiyo histonu kapatıyo sadece gen aktif olmuyor.Asetilde açar.Histonda dnayı makara gibi saran bir yapı aslında. Dehbin tek bir nedeni var o da anne babanın günahlarından dolayı şeytanın çocuğa musallat olmasıdır.ve özellikle Şeytan anne babanın günahlarından dolayı ana rahminde çocuğun dna methilasyonunu harekete geçiriyor histona yapışıp geni bozuyor.Allahın hakkı 3 tür anne baban 3.büyük günahı işlediğinde çocuk ağır genetik hasarla doğar.Yine onların atalarıda 3.büyük hatayı işlemiştir anne babanda işleyince üstüne çocuk genetik hasarla doğuyor.( 1 2 3 ten sonra.Gemişteki atalarının yaptığıda 1 2 3 olmuştur.Allahüteala onuda gizlemiştir.Belirli bir tekrardan sonra.Vücuda mikrop girdiğinde belirli bir sayıya ulaşmak için tekrar tekrar hata yapmanız gerekiyor tıbbi açıklaması böyle.) Ama Allahüteala hücreyi açmıyor.Yine ufak tefek sıkıntılar olur çocukta.İlerleyen zamanlarda çocuk 20 yaşına geldi diyelim anne baba büyük günah işlemeye devam ederse Allahüteala çocuğun hücreyi bir anda açıyor.Eğer genetik olarak müdahale edemediyse çocuk babaya karşı geldiyse en ufak sebepten babanın üzerindeki şeytanlar çocuğa geçiyor.Burda çocuğun rahatsızlanma nedeni de kuranı kerimdeki 54 farzlardan birini yerine getirmiyor olması.Eğer atalarının geçemediği imtihanları
"Anlaşılmak istemek temel bir duygudur ama herkesin seni doğru anlamasını beklemek beyhudedir. Değer görmeyi, kabul edilmeyi dilemek insanidir ama herkesin sana hakettiğin değeri vermesi için çırpınmak hayal kırıklığıdır. Samimi ilişkilere emek harcamak, güzel bağlar kurmaya gayret etmek anlamlıdır ama herkesin vefalı olacağını sanmak incitebilir. Bir diğerinin çabasına, değer algısına ya da seçimine hükmümüz yokken orada takılı kalmak, başkasını merkeze koyup o sancıyla yaşamak, insanın kendi yaşamına hürmetsizliğidir."
Alıntı
İnsanlar ve zamanla avuçlarından kayıp giden o eski bağlar; sahte bağlar, yalan sözler, gecikmiş özürler, boşa kürek çekişler ve geride kalan derin izler.