Aslında çok küçük şeyler bile kendimi mutlu hissetmeme yetiyordu. Ama bütün mesele, bu küçük şeyleri şu kocaman boktan dünyanın içinden bulup çıkarmaktı.
Sinek masamın üzerinde uçuyordu. At yarışı rehberini katladım. Ayağa kalkıp, sineğe bir fiske savurdum. İsabet ettirememiştim. Anlaşılan, şanslı günümde değildim. Şanslı bir hafta geçirdiğim de söylenemezdi. Ne de şanslı bir ay. Ne de şanslı bir yıl. Ne de şanslı bir hayat. Allah kahretsin.
Bazen kendimin bile kim olduğunu bilmediğimi düşünüyordum. Tamam, adım Nicky Belane’di. Fakat şuna ne dersiniz: Mesela birisi ‘Harry! Harry Martel!’ diye bağırsa, ‘Evet, ne var?’ diye cevap verirdim. Yani herhangi birisi olabilirim. Ne farkeder? İsim nedir ki?
Kıç deliklerinin nesi var, Güzelim! Senin kıç deliğin var, benim kıç deliğim var! Kasaba gidip biftek alıyorsun, onun da bir koç deliği vardı! Kıç deliklerinden geçilmiyor dünya! Ağaçların da kıç delikleri vardır, ama biz bulamayız, yaprak sıçarlar! Senin kıç deliğin, benim kıç deliğim, milyarlarca kıç deliği var dünyada! Başkanın kıç deliği var, yargıcın kıç deliği var, katilin kıç deliği var... Mor kravat iğnesinin bile kıç deliği var!