Bazen aramızda olmadığını unutuyorum ve mutlu bir an oluyor bu, onu aramaya kalkışıyorum ve o anda dank ediyor.
Sayfa 162 - Metis Yayınları
Elime bir mandalina alıyorum ve birden, yemek yemeyi tümüyle bırakmadan önce, bir dilimini acı içinde yediği son meyve olduğunu hatırlıyorum. Ve mandalina artık sadece mandalina değil.
Sayfa 163 - Metis Yayınları
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Satranç oynamayı bana babam öğretti. İlk başlarda, az çok eşit olmamız için vezirsiz oynardı. Bu pek işime yaramazdı. Ben olayı biraz kapınca, veziri geri aldı, daha zayıf bir taşı, kaleyi oyundan çıkardı. Sonra uzun yıllar boyunca onunla satranç oynamadım. Bir süre önce yine oynadık. Çocukluğumdan kalma o aynı ahşap satranç tahtasında (at hâlâ öyle başsızdı). Onu gençliğinde bir arkadaşı hediye etmişti, kutunun içinde ise yakma kalemle işlenmiş “Kazanan daima sen ol!” ifadesi vardı. Öyle de oluyordu. Ama bu sefer ben galip geldim, belki ilk defa. İnanamadım. O da inanamıyordu. İstersen vezirsiz oynayabilirim, dedim onun kırk yıl öncesine ait sesiyle. Dalga geçmek oyunun bir parçasıydı, ki babam onun da şahıydı, ondan öğrenmiştim.
Sayfa 161 - Metis Yayınları
Sonraki günlerde, düşünmemek için bütün öğleden sonralarımı bilgisayarda satranç oynayarak geçiriyorum. Ama işe yaramıyor. Babam bir yolunu bulup oyuna sızıyor, hatta yanlış bir hamle yaptığımda yüzünü bile ekşitiyor. Hızlı satranç oynamaya geçiyorum, oyun başına üç dakika, düşünmeye tek bir boş saniye biie kalmaması için. Yine işe yaramıyor. Nasıl yarasın ki, bana satrancı öğreten oydu.
Sayfa 161 - Metis Yayınları
Eriyip bitmişti, ama benim için hala aynıydı, en yakışıklı, en uzun boylu adam, benim babam.