Aslında bir general kızıyla böyle konuşmamalıyım, aksine meslektaşlarım gibi savaş broşürleri ve makaleleri yazmalıyım. Oysa ben olmayacak bir fikre saplanmışım, savaşın bir suç ve bir aptallık olduğunu düşünüyorum. Sizi etkilemek istemem. Zaten bir gün bu konuşmalarım nedeniyle başımın derde gireceğini biliyorum. Belki de 'düşmandan,' İngiltere'den yeni geldiğim için mikrop kapmışımdır. Belki de artık net göremiyorumdur. Belki bir başkasının da oğlu vardır bir Sırpın, bir Rusun. Ancak şimdi her şeyi savaşın penceresinden görmek zorundayız. Otuz yıl geçtikten sonra ben bunları değiştiremem: Benim için Fransız, Rus ya da Avusturyalı böbrek yoktur, düşman kan hücrelerine bakılarak tespit edilemez; ben yalnızca hasta birinin olduğu ve yardım edebileceğim yerde bulunabilirim. Zafer kazanan insanlık değil, hasta olan kişi doktora ihtiyaç duyar. Başka bir şeyle uğraşamam, uğraşmak da istemiyorum. Ben burada tek bir insana yardım edebilmek için kendimi paralarken, öte tarafta ordu altı tümeni tamamen yok ettiği için sevinir. Bir doktor olarak asker gibi düşünmek pratik ve yararlı olabilir, ancak ben böyle düşünemeyecek kadar yorgunum.
Bizim düşüncemizin ne önemi var? Biz kimiz ki? Hayatımızı iktidardakiler yönlendiriyor. Beklemek zorundayız. Hayatımızın pek önemi yok, yerdeki toz gibi.