İnsanların gözlerine bakın, bazıları ışıl ışıldır; bazıları donuktur. İnsanların gözlerindeki ışıltı,iç dünyalarında ne kadar var olduklarını yansıtır. Doğan Cüceloğlu
Çalınmış Yürek Üzgün yüreğim akıyor gemiye, Bir gevişlik tütün salyası gibi; Çorba artıkları yüzümde, niye? Üzgün yüreğim akıyor gemiye; Ya bu kaba saba sözler ne diye? Adamların bu zevzek gülüşleri? Üzgün yüreğim akıyor gemiye Bir gevişlik tütün salyası gibi.Hep belden aşağı edepsiz laflar Onu nasıl baştan çıkardı, bakın! Dümende de o biçim resimler var, Sevişmeler, kalkmış cinsel organlar... Siz ey beni büyüleyen dalgalar, Alın kirli yüreğimi, arıtın Hep belden aşağı edepsiz laflar O'nu nasıl baştan çıkardı, bakın! Tütünün posası çıktı çıkacak Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Ayyaş hıçkırıkları başlayacak, Tütünün posası çıktı çıkacak; Midem boşalıp boşalıp dolacak, Ben ki, yenmiş yutulmuşsa yüreğim, - Tütünün posası çıktı çıkacak - Ey çalınmış yürek n'eyleyeceğim? Arthur Rimbaud
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu sözleri okuyunca babamdan dinlediğim bir menkıbe geldi aklıma. Ben de namazlarımda ve dualarımda babamın şeyhine Fâtiha okumaya gayret ederim. Babamın anlattığına göre, şeyh efendinin bir müridi her gün düzenli olarak kendisine Fâtiha hediye edermiş. İki gün boyunca bu Fâtiha ulaşmayınca şeyh efendi, “Fâtihalar kesildi, bir bakın bakalım ne oldu?” diye haber göndermiş. Gidip baktıklarında müridi evinde vefat etmiş hâlde bulmuşlar. Tasavvuf ehli, gönüller arasındaki bağın yalnızca dünya gözüyle görünen bir bağ olmadığını söyler. Bazen bir selam, bazen bir Fâtiha, bazen de samimi bir dua; insanın ardından kalan en kıymetli iz olur. Rabbim bizleri de hayırla yâd edilen, ardından dua edilen ve gönüllerde güzel bir iz bırakan kullarından eylesin.
Tasavvuf

leylünehar

@muvazenebekcisi
·
🌹
İslam
ayy lütfen tırnaklarıma bakın 🥹💗
Sıkıldım. Bitane bebiş var yanımdaki yatakta uyuyo. Ama sevemiom uyuduğu için. Hıh 🙎🏻‍♀️🙎🏻‍♀️ O uyanana kadar. ADAM GİBİ sohbet edecek var mı? Bakın bit yavrusuluksu yapacaksanız yazmayın. Okay?
Maya
Mâhkumum. Ağzımda insan mayasının acı tadıyla doğmaktan mahzunum. Bu tadı tükürmek, kusmak uğruna, rezil sofralara oturmakta bayağı çorbalara kaşık çalmakta imtina etmedim. Üstelik çoğu zaman bu uğurda ne yaltaklar yaptım. Yine de bu mayayı tükürmeyi başaramadım. Aksine, oturduğum her sofrada daha da ekşidim. Fakat karanlık ve yılgın ruhumun avucunda tükenmek bilmez bir umudum vardı. Bu sebeple bir fısıltıya bir homurtuya bile candan kulak veriyordum. Bir çığlığa iki elim kanda olsa koşuyordum. Kaynatanın bile tenezzül etmediği çorbayı iştahla içiyorum. Öyle eşlik ediyorum ki çenebazın gevezeliklerine, bir kahkahayla yerinden devriliyordu. Derhal kalkıp, elimi uzatıyordum. Buyur diyordum, buyur aşağılık yalancı. Benim yerime otur. Benim oturağımı da kirlet, benim oturağımı da kır. Ben kırık sandalyene otururum diyordum. Çenebaz hayretle bakıyordu bana. Gözleriyle tiksinerek ve ezerek uzatıyordu elini. Sonra bir dilenci sokakta kolumdan yakalıyordu beni. Aklına tüküreyim senin.... ama yine de dur, benden bir şeyler var sana diyordu. Ondan daha sefil oluyordum yanında. Dilinin kuvvetiyle vurdukça vuruyordu bana. Bir damlacık kalıyordum. Yalvarırım, yalvarırım azad et beni ey dilenci... bir daha çıkmam karşına diye yalvarıyordum. Dilenci şaşıyor... Nasıl, nasıl da yanımda benden daha alçak kalabiliyorsun? Halbuki acıyı yüzsüzlüğe bulamak, merhameti tiksintiyle yutmak benim işimdir. Ama elbette, elbette öyle olacak. "Bu herif daha tabansız benden " diye bağırıyordu. Bin şükür sunarak doğruluyordum ayağının altından. Kaçmaya yelteniyordum. Dur hele diyor, bileğimden kavrıyor bu kez nefretle bakıyordu bana. Öyle yağma yok, yine de dilenci olan benim, sökül bakalım diyordu. Neyim varsa veriyordum eline. Mahkumum diyorum. Yabana atılır söz mü bu? Bir defasında, gazetenin