"Terimin basit ve insanî anlamıyla, kendinin Hareketsiz, Wu Wei olduğunu anladığın zaman, sen gerçekten var olacaksın ve ayaklarımızdaki hareketli dalga nasılsa, aynı hareketsizlikle hayatı dönemini tamamlayacaksın. Hiçbir şey senin huzurunu bozamayacak. Uykun rüyasız olacak, bilinç alanına giren herhangi bir şey kesinlikle kaygılanmana neden olmayacak. Her şeyi Tao'da göreceksin. Var olan her şeyle birlikte bir olacaksın ve bütün tabiat bir dost gibi, bizzat kendi benin gibi sana yakın olacak. Geceden gündüze, hayattan ölüme geçişleri hiç heyecanlanmadan kabul ederek, ezelî bir ahenkle, Tao'ya rücû edeceksin. O'nda hiçbir şey asla değişmez. O'ndan nasıl temiz çıktıysan, yine öyle tertemiz olarak O'na döneceksin."
Öte yandan, en azından ilk durumda "an"a derin anlamını veren temel noktanın, bölünmezlik özelliğinden çok daha az "anîlik" özelliğinde bulunduğunu düşünüyoruz (Bu anîlik özelliği daima önceden, bazen çok önceden yapılan, fakat o ana kadar etkisi gizli kalan bir işin sonucu olarak ortaya çıkar ve gerçek olmaktan çok görünüştedir). Bölünmezlik özelliği ise, an'ın "maddî olmayan"a ya da "zamana bağlı olmayan"a (intemporel) dönüşümünü ve ayrıca varlığın geçici olan fani durumunun kesin ve daimî olarak kazanılmış bir duruma dönüşümünü sağlar.
İnisiyatik bakış açısından, “gece” sembolü zuhûr etmemiş bir duruma tekabül eder. (Dolayısıyla “gündüz” sembolüyle anlatılan zuhûr etmiş durumlardan daha üstündür. Kısacası bu, Hint öğretisindeki sembolizmin aynısıdır.)