Bazen çıkış yolu olmadığı için değil, aynı yöne bakmaya devam ettiğimiz için sıkışırız...
İyi idare ettin gerçekten. Kimseye belli etmedin. Çünkü insanların bu kadar güçsüz olduğunu görmesini istemedin. Başkalarına iyi gelirken, kendine hayrı dokunmayan sana konuşuyorum. Bir tarafın hep şunu söyledi. Ben daha kendi bataklığımdan çıkamamışım. Başkalarına nasıl yol gösteririm? Ve içten içe sahtekâr gibi hissettin. Sanki her an foyan ortaya çıkacakmış gibi. Ama işin garip tarafı da, şu an seni ayakta tutan şey de bu. İnsanların sana güvenmesi, sözlerini ciddiye alması, sende bir şey görmeleri. Aslında sen hem kendine hem başkalarına sevgi ve kabulü hak ettiğini kanıtlamaya çalışıyorsun. Ama fark etmediğin bir şey var. En doğru şeyi zaten yaptın. Görmek istemediğin şeyden kaçmadın. Ona dik dik baktın. Kendi kusuruna acımayı ve karanlığınla kavga etmeyi bıraktın. Çoğu insan tam burada kaybeder. Ama sen karanlığın içinde ışık olmayı seçtin. Kendi kanayan yarandan başkalarına şifa akıtırsın. Çünkü sen yaptıklarını hizmet ve fedakârlık eylemine dönüştürme yolundasın. Çünkü sen vazifeni biliyorsun ve inkâr etmiyorsun. Sen başkalarına kendinin en çok ihtiyaç duyduğu şeyi veriyorsun. Şefkati, anlaşılmayı ve alan açmayı. Ve bu şekilde hem kendini hem onları iyileştiriyorsun. Henüz tamamen iyileşmemiş olman sahte olduğun anlamına gelmez. Tam tersine gerçek olduğunun kanıtıdır. Acıyı bizzat deneyimlediğin için insanın kırılganlığını anlıyorsun. Bu da seni gerçek bir rehber yapar. O yüzden kendinden şüphe etme.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsanları tanımaya, onların hayatlarına girmeye, her birisinin istekleri, ihtiyaçları, zevkleri vesaire dışarıdan bakıldığında aynı dursa da, her bir bireyde bu aynıların oluşması için ne farklılıkların yaşanması gerektiğini gördükçe eskiden olduğu gibi genel değil daha çok bireysel bir göz ile bakmaya başlıyorum dünyaya. Onların hayatlarında iz bırakmak, var olduğumu hissetmek hem hoşuma gidiyor hem de korkutuyor beni. Varlığımın bir gün son bulacağı gerçeği beni için için titretirken, diğer yandan ise rahatlatıyor. Zira hissetmeye devam ettiğim ve ettiğimiz sürece giderek yoruluyoruz fark etmesek de.
Duygu ve Düşünce
İnsan En Çok Kendi İçinde Yolunu Kaybediyor..
Bazı insanlar denizi sever. Bazıları yağmuru. Bazıları geceyi. Onunsa en sevdiği şey, kalabalığın içinde kimsenin fark etmediği anları izlemekti. Çünkü hayatın gerçek yüzü büyük olaylarda değil, küçücük detaylarda saklıydı ona göre. Bir kafede çayı soğurken dalıp giden adamda… Metroda camdan dışarı bakıp düşüncelere kaybolan kızda… Sokak ortasında bir anda durup gökyüzüne bakan çocukta… İnsanların içinde görünmeyen hayatlar vardı. Ve o, yıllardır buna takılı kalıyordu. Bir gün şehrin en kalabalık caddesinde yürürken aniden herkesin yüzüne bakmaya başladı. Yüzlerce insan geçiyordu önünden. Kimisi telefonda konuşuyor, kimisi yetişmeye çalışıyor, kimisi kahkaha atıyordu. Ama garip olan şuydu: Kimse gerçekten burada değil gibiydi. Herkes başka bir düşüncenin içinde yürüyordu sanki. Bir kadın poşetlerini taşırken muhtemelen eve gidince ne pişireceğini düşünüyordu. Bir adam sürekli saatine bakıyordu çünkü yetişemediği bir hayat vardı belki. Bir çocuk annesinin elini tutmuştu ama gözleri oyuncakçıdaydı. Bir yaşlı adam aynı bankta tek başına oturuyordu ve kimse onun kaç saattir orada olduğunu fark etmiyordu. İşte tam o an içinde tuhaf bir his oluştu. Sanki dünya görünmez insanların yaşadığı dev bir şehir gibiydi.
Duygular
Bazen çıkış yolu olmadığı için değil, aynı yöne bakmaya devam ettiğimiz için sıkışırız.
Edebiyat
A'N
Bazen çıkış yolu olmadığı için değil aynı yöne bakmaya devam ettiğimiz için sıkışırız.