7/10
·184 syf.··
2026 61. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:47
Pollyanna – Eleanor H. Porter Bazı kitaplar vardır; olay örgüsünden çok bıraktığı duyguyla hatırlanır. Pollyanna da benim için böyle eserlerden biri oldu. İlk bakışta çocuklara yönelik, basit bir iyimserlik hikâyesi gibi görünse de aslında insanın hayata bakış açısını sorgulatan, her yaşa hitap eden bir roman. Eserin merkezinde Pollyanna’nın babasından öğrendiği ve hayatının temel ilkesi hâline getirdiği “Mutluluk Oyunu” yer alır. Bu oyunun amacı, insanın karşılaştığı en olumsuz durumlarda bile sevinecek bir neden bulabilmesidir. Pollyanna, yaşadığı tüm zorluklara rağmen bu oyunu oynamaya devam eder. Yetim kalması, teyzesinin yanına taşınması ve karşılaştığı çeşitli sıkıntılar onun neşesini tamamen yok edemez. Çünkü o, her olayın içinde umut ışığı aramayı bilir. Roman boyunca Pollyanna’nın bu yaklaşımı yalnızca kendi hayatını değil, çevresindeki insanların yaşamlarını da değiştirir. Karamsar, kırgın ve mutsuz insanlar onun sayesinde olaylara farklı bir gözle bakmaya başlarlar. Bu yönüyle eser, mutluluğun bulaşıcı bir duygu olduğunu ve bir insanın olumlu tavrının başkalarının hayatına da dokunabileceğini gösterir. Kitabın en etkileyici taraflarından biri ise Pollyanna’nın öğrettiği dersleri daha sonra kendisinin sınanmasıdır. Hayat onu ağır bir şekilde denediğinde, başkalarına tavsiye ettiği “Mutluluk Oyunu”nu bu kez kendisi oynamak zorunda kalır. Böylece roman, iyimserliğin yalnızca güzel günlerde değil, zor zamanlarda da anlam kazandığını vurgular. Pollyanna, okuyucuya gerçekleri görmezden gelmeyi değil; zorlukların içinde umudu kaybetmemeyi öğretir. Günümüzde “Pollyannacılık” kavramı bazen aşırı iyimserlik anlamında kullanılsa da romanın vermek istediği mesaj bundan çok daha derindir: Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmeyebilir, fakat olaylara nasıl
PollyannaEleanor H. Porter · Ötüken Neşriyat · 202011,4bin okunma
İyi hissetmek isteyenlere… /800. İnceleme (3 kitap hediyeli!)
9/10
·192 syf.··
2026 41. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:05
Herkese kendini anlatmak zorunda değilsin. Her ilişkiyi sürdürmek zorunda değilsin. Her yükü taşımak zorunda hiç değilsin. Şşş… Rahatla… Dünyanın bütün ağırlığını sırtlamana gerek yok! “Ben yapmazsam kimse yapmayacak,” “Ben olmazsam yürümeyecek,” diye her şeyin peşinde koşturmayı bırak! Yorgunsun biliyorum. Ruhun hayattan tiksinmiş durumda. Bir gün ölüp gittiğinde “yürümez,” dediğin her iş sensiz yürüyecek! Kırmaktan korkup, nazik yaklaştığın herkes seni yanlışlarınla anacak… Kendini tüketme bu kadar. Kimse seni anlamayacak. Aksine nasıl olsa taşıyabiliyor diye bütün yükleri senin sırtına yüklemeye başlayacaklar. “Sürekli yorgun hissediyorsan, sürekli içinde bir kasvet varsa, sürekli neşeli olamıyorsan belki de bunu kendi kişiliğine yüklemeden önce çevrene bakman gerekiyor. Çünkü bazen üzgün, yetersiz ya da yorgun değilsindir; sadece yanlış insanların etrafındasındır.” Biliyor musun, hoyratlık değil de incelik yakıyor canımı, diyor Şükrü Erbaş ve devam ediyor, “İncelik... sensin bütün zamanların açık yarası.” Cahit Zarifoğlu, “Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.” Oysa dünyada en çok ince insanlar kırılıyor. “Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya,” diyerek son sözü söylüyor Gülten Akın ve Dünya hassas kalpler için gerçek bir cehennem! derken ne kadar haklı Alman yazar Johann Wolfgang Von Goethe“Ne olacağını bilmiyorum ama ne olursa olsun, bir şekilde yola devam edebileceğimi biliyorum.” Kişisel gelişim zırvalıklarına inanmıyorum! Samimiyetsiz, uydurma, çokça kalıp ifadeler kullanan, kâğıt israfı diyebileceğim çalışmalar birçoğu… Lakin Beyhan hoca başka! İçimizden biri gibi sanki… Kitabı okurken, seninle aynı yollardan geçtiğini, aynı hatalara düştüğünü görüyor ve okuduğun kitap hayatını değiştirmese bile yaralarına iyi geldiğini hissediyorsun. “Bana iyi
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202631 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·264 syf.··
2026 31. kitabı
Şebnem hiç var olmadan nasıl da iz bıraktı içimizde... Ayfer Tunç, Kapak Kızı'nda Şebnem'in hikâyesini öyle incelikle işlemiş ki roman bitse de karakterler zihninizde yaşamaya devam ediyor. Kitap, her karakterin dünyasına ayrı ayrı dokunuyor. Bünyamin'in sırtını sıvazlamak, Ersin'i uzun uzun dinlemek, Selda'nın yanında olup elini tutmak istiyor insan. Çünkü onların hikâyelerini okurken yalnızca seyirci kalmıyor, yanlarında yürüyorsunuz. Bir Şebnem geçiyor herkesin hayatından ve herkeste farklı izler bırakıyor. Ayın kızı Şebnem, yalnızca çevresindekileri değil, okuru da kendine dönüp bakmaya zorluyor. Çünkü insan böyle; geçtiğini sandığı şeyler çoğu zaman gerçekten gitmiyor hayatından. Bir köşede kalıyor, derin izler bırakıyor ve hiç beklenmedik bir anda yeniden kanatıyor yaralarını. Ayfer Tunç'un en sevdiğim yanlarından biri de kısa cümlelerin içine koca anlamlar sığdırabilmesi. Örneğin; “Güvenli aile evinin insanı anlamaktan uzak kurallar silsilesi hayatın karşısında para etmiyordu.” cümlesi... Okuyup bir süre duvara bakıyorsunuz. Düşünüyorsunuz. Sonra kendi hayatınızı sorgulamaya başlıyorsunuz: Ne için yaşadım? Yaşadığımı gerçekten yaşayabildim mi? Geçen yılların hakkını verebildim mi? Kitabı bitirir bitirmez, sıcağı sıcağına yazıyorum bunları. Ve içimden şu geçiyor: Keşke bir gün Ayfer Tunç'u evime davet edebilme şansım olsa da karşılıklı oturup uzun uzun kahve içebilsek. Çünkü bazı yazarlar sadece hikâye anlatmaz; insanın içine dokunur, ona kendini anlatır. Ayfer Tunç da benim için tam olarak böyle bir yazar.
Duygu ve Düşünce
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Kitap yorumum
Puan vermedi·136 syf.··
2026 29. kitabı
Bugün sizlere #saitfaikabasıyanık 'ın kaleminden The Kitap Yayınları 'nın basımıyla muhteşem bir öykü kitabı olan Mahalle Kahvesi'ni anlatacağım. Mahalle Kahvesi'ni okurken insan, bazı kitapların yıllara meydan okuduğunu bir kez daha anlıyor. İlk baskısının üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen Sait Faik'in anlattığı insanlar, duygular ve özlemler bugün hâlâ yanı başımızda yaşıyor sanki. ️İstanbul değişmiş, sokaklar değişmiş, kahvehanelerin müdavimleri değişmiş olabilir ama insanın yalnızlığı, kırgınlığı, sevgisi ve bir yere ait olma isteği hiç değişmemiş. Bu kitapta büyük olaylar, kahramanlıklar ya da şaşırtıcı maceralar yok. Bunun yerine sıradan insanların hayatlarına açılan küçük pencereler var. Sait Faik, bir balığa, bir fareye, bir kahvehanede oturan adama ya da sokaktan geçen bir yabancıya öyle bir dikkatle bakıyor ki okur olarak siz de dünyaya daha farklı gözlerle bakmaya başlıyorsunuz. Mahalle Kahvesi, insanı yargılamadan anlamaya çalışan bir yazarın kalbinden çıkmış 22 öyküden oluşuyor. Belki de bu yüzden yıllar geçse de eskimiyor. Çünkü edebiyatın en güçlü yanı burada saklı: İnsana insan olduğunu hatırlatmak. Kitabı kapattığınızda aklınızda olaylardan çok hisler kalıyor; eski İstanbul'un sokakları, kahvehaneleri ve en çok da o insanların sessiz hikâyeleri... Bazı yazarlar yaşadıkları dönemi anlatır, bazıları ise insanı. Sait Faik, insanı anlatanlardan. Bu yüzden onun satırları bugün de aynı sıcaklıkla kalbe dokunmaya devam ediyor. The Kitap Yayınları
Mahalle KahvesiSait Faik Abasıyanık · The Kitap Yayınları · 20259bin okunma
9/10
·254 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
Selam. Normalde kitap yorumlarımı bu üslupla hazırlamam. Ama Petrikor bende öyle bir iz bıraktı ki, bu kez okurken zihnimden geçenleri sanki bir dış ses anlatıyormuş gibi yazmak istedim. #kitapyorumu Okur, kitabı en güvenli alanında; evinde, sakinliği bulduğu ilk fırsatta, köpüklü orta şekerli kahvesi eşliğinde okumaya başladı. İlk işi kitabın adı olan Petrikor’un anlamına bakmak oldu. Sonra kendisinin de bir pluviyofil olduğunu öğrendi ve sayfaların arasına daldı. Metaforlar, iç monologlar ve adamla kadını sembolize eden gezegen paradoksu arasında kayboldu. Sanki her cümlenin altında başka bir cümle, her paragrafın içinde keşfedilmeyi bekleyen yeni bir anlam saklıydı. Yazar neden mahlas kullanmıştı? Okurun kafasında sayısız teori oluştu. Ayrıca kitaptaki adam ve kadın karakterlerin bu obsesif tavırları gerçekten nevrotik bir zihin yapısından mı kaynaklanıyordu, yoksa bunun altında bambaşka bir sebep mi vardı? Okurun zihni sürekli Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ne gidiyordu. Oradaki, sevdiği kadının dokunduğu her nesneye anlam yükleyen, aşkı giderek bir takıntıya dönüştüren karakteri hatırladı. Bu kitaptaki adamda da aynı durum mu söz konusuydu? Bu yüzden kitabı sık sık elinden bıraktı. Düşündü, analiz etti, hissettiklerini kendi içinde tarttı. Kitap okuru yoruyordu ama okur Başak burcuydu; detayları, ince ipuçlarını ve satır aralarına gizlenen anlamları seviyordu. Okur, bu hikâyenin yaşanmış hislerin izlerini taşıdığını daha ilk sayfadan itibaren sezmişti. Bu yüzden zihni hiç susmadı. Sayfalar ilerledikçe gerçekler tüm çıplaklığıyla karşısına çıktığında, kitaba bambaşka bir yerden bakmaya başladı; daha çok hissederek, daha çok empati kurarak, daha çok insan olmanın kırılganlığını düşünerek… Finali ise taş basamakların üzerinde, şehre kuşbakışı bakan masmavi
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202672 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 67. kitabı
İnsan bazen bir kitabı bilgi edinmek için okuyor, bazen de kendi hayatına dışarıdan bakabilmek için. Zihnini Yeniden Yapılandır ikinci gruba daha yakın geldi bana. Başlarda bilinçaltı, inanç kalıpları ve zihnin çalışma biçimi üzerine anlatılanlar dikkatimi çekti ama kitap ilerledikçe konu sadece zihinden ibaret olmaktan çıktı. Bir noktadan sonra insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye, mutluluğa ve başarı anlayışına geldi. Kitapta en çok üzerinde durulan fikirlerden biri, çocuklukta oluşan bazı düşüncelerin ve inançların yetişkinlikte de hayatımızı etkilemeye devam ettiği düşüncesi. Yazar bunu anlatırken günlük hayattan birçok örnek veriyor. Bazı bölümlerde anlatılanlar bana daha yakın geldi, bazı bölümlerde ise farklı düşündüğüm yerler oldu. Yine de okurken insan ister istemez kendi alışkanlıklarını ve yıllardır doğru kabul ettiği düşünceleri gözden geçiriyor. Başarı üzerine yazdığı bölümler ise kitabın en çok ilgimi çeken kısmı oldu. Çünkü burada başarıyı para, kariyer ya da statü üzerinden değil, insanın iç huzuru üzerinden değerlendirmeye çalışıyor. Dışarıdan bakıldığında her şeye sahip görünen insanların neden mutsuz olabildiğini sorgulaması hoşuma gitti. Bu bölümlerde anlatılanlar, insanı kendi hayatına dönüp bakmaya ve gerçekten neyin peşinden koştuğunu düşünmeye itiyor. Her fikrine katıldığımı söyleyemem ama ara sıra durup kendime bazı sorular sormama neden oldu. Galiba kitabı sevmemin nedeni de buydu.
Zihnini Yeniden YapılandırVolkan Erkan · Destek Yayınları · 2024169 okunma