Çok severek okudum. Kimi insanlar begenmeye bilir herkesin kendine göre bir okuma zevki var tabi ama ben çok beğendim. Hatta belki bir kaç sene sonra tekrar okurum.
Bulut AtlasıDavid Mitchell · Doğan Kitap · 2017272 okunma
Kitabı okumaya başlamadan önce içeriği hakkında bilgi bulamamıştım. Bu yüzden arka kapaktaki bilgiden yola çıkarak dört kişinin arabayla yolculuğa çıkıp felsefi sohbetler edeceği bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Romanı okuyunca bu konuda yanıldığımı gördüm. Romanda bizi kahramanların aynı arabada buluştuğu bir yolculuk beklemiyor. Bunun yerine hayatta çeşitli sıkıntılar çekmiş, toplumun dışında kalmış, dışlanmış, yoksul kişilerin hayat mücadelelerine tanık oluyoruz. Bu karakterler sahneye sırayla çıkıyorlar ve onların yaşadıkları çocukluktan başlanarak şu anki hallerine kadar getiriliyor.
Karakterlerimizden ilki olan Miss Mary Hare, insanlardan çok hayvanları, kuşları ve bitkileri sever. Çocukluğunda varlıklı bir ailenin kızıdır. Xanadu adı verilen, çevresine göre fazla gösterişli ve ince zevkle süslenmiş bir evde büyür. Anne babası, Mary’nin yeterince güzel olmayan bir kız olduğunu düşündüğünden ona yeterince ilgi ve sevgi göstermemiştir. Ailenin ekonomik durumu gittikçe kötüleşmiştir. Mary, 1. Dünya Savaşı yıllarında babasını, 2. Dünya Savaşı yıllarında annesini savaşla ilgisi olmayan nedenlerle kaybetmiştir. Geçmişi bu şekilde özetlenen Mary Hare, romanın şimdiki zamanında, artık viraneye dönmüş aile yadigarı evinde “kimsenin hayatında önemli olamayacak kadar yaşlı, çirkin, yoksul” bir halde yaşamaktadır.
İkinci karakterimiz Mordecai Himmelfarb, Miss Hare’in erik ağacının dibinde karşılaşıp tanıştığı Yahudi bir göçmendir. Himmelfarb, geçmişe dönerek Miss Hare’e hayat hikayesini anlatır. Kuzey Almanya’da hali vakti yerinde bir tüccar ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İyi bir eğitim almış, profesörlüğe kadar yükselmiş, eşiyle birlikte mutlu bir şekilde yaşarken Almanya’da Yahudilere karşı uygulanan zulmden nasibini almıştır. Toplama kamına gönderilen
Latin Amerika’nın çalkantılı, gizli kapaklı siyasi tarihi Mario Vargas Llosa’nın kalemiyle “Zor Zamanlar” romanında bir kez daha tekrar yazılıyor. “Teke Şenliği” romanıyla Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlükten sonra şimdi sıra Guatemala’ya geliyor. Haliyle tarihi ve siyasi bir romanla karşı karşıyayız. Llosa romanını tarihi gerçeklere, olaylara ve karakterlere sadık kalarak yazıyor. Romanda tarihi karakterler olduğu kadar hayali kurgu karakterler de var ve yazar aynı zamanda bu karakterlerin dünyasını bize açıyor.
Bu roman 1950 ile 1959 yılları arasında Soğuk Savaş yıllarında Guatemala’da gerçekleşen olayları ele alıyor. İlginçtir ki bu olayların arkasında tarihi bir yalan yatmaktadır. Bu tarihi yalan başta Guatemala olmak üzere Latin Amerika’nın kaderini nasıl değiştirdiğini bize gösteriyor. Kitapta ‘önce’ ve ‘sonra’ adında iki bölüm yer alıyor. ‘Önce’ kısmında United Fruit Company’nin kurucusu Sam Zemmuray’ın Latin Amerika hükümetlerindeki çıkarlarını korumak için onları nasıl sömürdüğünü, nasıl her türlü dalavereye başvurduğunu görüyoruz. Guatemala’da başlayan demokratik açılımlar en çok bu şirketin çıkarlarına balta vurmaktadır. Şirket’in kurucusu da bu durumu kendi lehine çevirmek için biriyle anlaşılıyor. Guatemala siyasi tarihine şekil verecek yangının ilk kıvılcımı bu şekilde çıkmış oluyor. Bundan sonra tarihin belki en büyük algı operasyonunu düğmesine basılıyor.
Kitap genel olarak ABD’nin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla CIA destekli Jacoba Arbenz hükümetinin Carlos Castillo Armas tarafından 1954 askeri darbesiyle devrilmesini, bu darbenin tüm içyüzünü, üç yıl sonra Armas’ın suikastını ve akabindeki uluslararası komploları ve çıkar çatışmalarını konu alıyor. Başkan Truman ve Eisenhower’ın Guatemala’nın bir komünist yuvası olma yolunda ilerlediğine
Latin Amerika’nın çalkantılı, gizli kapaklı siyasi tarihi Mario Vargas Llosa’nın kalemiyle “Zor Zamanlar” romanında bir kez daha tekrar yazılıyor. “Teke Şenliği” romanıyla Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlükten sonra şimdi sıra Guatemala’ya geliyor. Haliyle tarihi ve siyasi bir romanla karşı karşıyayız. Llosa romanını tarihi gerçeklere, olaylara ve karakterlere sadık kalarak yazıyor. Romanda tarihi karakterler olduğu kadar hayali kurgu karakterler de var ve yazar aynı zamanda bu karakterlerin dünyasını bize açıyor.
Bu roman 1950 ile 1959 yılları arasında Soğuk Savaş yıllarında Guatemala’da gerçekleşen olayları ele alıyor. İlginçtir ki bu olayların arkasında tarihi bir yalan yatmaktadır. Bu tarihi yalan başta Guatemala olmak üzere Latin Amerika’nın kaderini nasıl değiştirdiğini bize gösteriyor. Kitapta ‘önce’ ve ‘sonra’ adında iki bölüm yer alıyor. ‘Önce’ kısmında United Fruit Company’nin kurucusu Sam Zemmuray’ın Latin Amerika hükümetlerindeki çıkarlarını korumak için onları nasıl sömürdüğünü, nasıl her türlü dalavereye başvurduğunu görüyoruz. Guatemala’da başlayan demokratik açılımlar en çok bu şirketin çıkarlarına balta vurmaktadır. Şirket’in kurucusu da bu durumu kendi lehine çevirmek için biriyle anlaşılıyor. Guatemala siyasi tarihine şekil verecek yangının ilk kıvılcımı bu şekilde çıkmış oluyor. Bundan sonra tarihin belki en büyük algı operasyonunu düğmesine basılıyor.
Kitap genel olarak ABD’nin ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla CIA destekli Jacoba Arbenz hükümetinin Carlos Castillo Armas tarafından 1954 askeri darbesiyle devrilmesini, bu darbenin tüm içyüzünü, üç yıl sonra Armas’ın suikastını ve akabindeki uluslararası komploları ve çıkar çatışmalarını konu alıyor. Başkan Truman ve Eisenhower’ın Guatemala’nın bir komünist yuvası olma yolunda ilerlediğine