Hiçbir gerçek, bir sevdiğimizi kaybettiğimiz zaman duyduğumuz kederi gideremez. Hiçbir gerçek, hiçbir samimiyet, hiçbir güç, hiçbir nezaket bu acıyı geçirmiyor. Tek yapabileceğimiz şey, üzüntüyü sonuna dek yaşamak ve sonunda bundan bir şey öğrenmek, ama her ne öğrenirsek öğrenelim, bir sonraki beklenmedik üzüntüde bir yardımı olmuyor.
ÖLÜM YAŞAMIN KARŞITI OLARAK DEĞİL PARÇASI OLARAK VARDIR.
Bir kez sözcüklere döküldüğünde klişe görünüyor ama o zamanlar bunu sözcükler değil, içimde bir düğüm olarak hissediyordum. Ölüm, kağıt ağırlığının içinde de vardı, bilardo masasının üstünde sıralanmış kırmızı-beyaz dört topun içinde de. Ve hayatımız boyunca onu ince bir toz gibi ciğerlerimize çekip duruyorduk.
Geceleri bayrağı niçin indirdiklerini anlamıyordum. Çünkü ulus, geceleri de varlığını sürdürüyor ve pek çok kimse çalışıyordu. Demiryolu makasçıları, taksi şoförleri, bar kızları, itfaiyeciler veya gece bekçileri gibi, gece çalışan insanların bayrağın koruyucu gücünden mahrum bırakılmaları bana haksızlıkmış gibi görünüyordu.
Koşma hızım ne kadar düşerse düşsün yürüyemezdim. Kuralım buydu. Eğer kendi belirlediğim kuralı bir kez bile çiğneyecek olursam, sonrasında birçok kuralı daha çiğnemem gerekirdi ve böyle bir durum meydana gelirse o yarışı tamamlayabilmem olasılıkla zorlaşırdı.