Şu Havva adı bir kez düşmüştü ya Adem’in aklına, kelimeleri arasına. Hani kalbine bir sevinç düşmüş, bir telaş takılmıştı ya ayağına. Neyi istediğini bilmeden bile, istediğini yeşil zümrüt kuşundan gizlemedi. Dedi ki:
“Ey yeşillerin en güzeli, kuşların zümrüt sevgilisi. Şu meyve dolu dalları, neredeyse çatlayacak olan narı, köşklerin altından akan ırmakları, elmaslı yağmurları görüyorum. Cennetin her an şaşırtıcı bir güzellikle, renk, ışık ve kokuyla başkalaşımını, olduğunda kalmayışını, bu bitimsiz anda yeniden yeniden yaratılışını seyrediyorum. Ama görmek bana yetmiyor. Gördüğümün de görülmesini istiyorum. Ne istediğimi bilmiyorum aslında ama başka bir şey istiyorum.”
Elini göğsünün üzerine koydu.
“Sanki, bak tam şuramda, sol yanımda, kalbimin altında bir yer eksik kalıyor. Sonra bu kadarla kalmıyor, o eksiklik bütün ruhuma doluyor. Ne yapsam eksilmiyor ne yapmasam dolmuyor.”
İnsan beyninin olumsuz düşünmeye meyilli olduğunun ve gün içindeki düşüncelerimizin %70’inin olumsuz ve gereksiz olduğunun tespit edilmiş olması, “nosebo” etkisi denilen ve plasebo etkisinin tam tersi yönünde olan etki ile de, bu sefer sağlıklı bir insanın dahi olumsuz düşünce ve korkularla kendi bedenini hasta edebilen bir etkisi olabileceğini göstermektedir.
Peygamberimiz ilahi aşk sırrını Hz. Ali’ye söylemiş. Bu sırrın yükü altında ezilen Hz. Ali gidip Medine dışında kör bir kuyuya bu sırrı anlatmış. Kör kuyu bu sır ile coşup köpürmüş ve taşmış. Su her yeri kaplayınca kenarlarında kamışlar yetişmiş. Oralardaki bir çoban bu kamışlardan birini kesip muhtelif yerlerinden delmiş ve üflemeye başlamış. Çıkan ses kalplere coşku ve heyecan verip ilahi sırrı anlatır olmuş. Peygamberimiz tesadüfen bu çobanın ney sesini işitince bu durumu anlamış. O günden sonra ney, bir ilham kaynağı olmuştur.