Zenci adam eve ilk gelen bayanları ön kapıda karşılayıp içeri aldı ve ıslıklı kısık sesleri, hızlı meraklı bakışları arasında gözden kayboldu. Tüm evi geçip arka kapıdan çıktı ve bir daha kendisini gören olmadı. Kuzenleri bir çırpıda geldi. İkinci gün cenazeyi düzenlediler. Babasının renkli yüzü, tabut kaidesinin üstünden ciddi ve derin düşünceler içinde bakar, hanımlar aralarında ölümle ilgili fısıldaşır, tüm yaşlılar için olduğu gibi geçmiş biten bir yol değil, onyılların oluşturduğu engeller nedeniyle varamadıkları, hiç kış yaşamayan bir çayırmışcasına zamanın matematiksel dizimini karıştırıp onunla dans ettiklerini, belki de onunla flört ettiklerini düşünen ve Bayan Emily’den çağdaşlarıymışcasına söz eden -bazıları jilet gibi konfederasyon askeri üniformaları içinde- çok yaşlı adamlar bahçede ve verandada dururken ve Bayan Emily satın alınmış çiçek yığınının altında yatarken bütün kasaba onu görmeye gelmişti.
Her ne ki arıyorsun; aradığın ancak sensin… iyinin de kötünün de fidanı senin içinde büyür… her meyvenin içi, kabuğundan yeğdir… sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir… alemin varlığını ancak kul olarak anlayabilirsin… Allah Muhammed’i önce kul, sonra resul edindi. ‘Abdühü ve resulühü’ demekten murat, kulluğun peygamberlikten önde geldiğidir… Allah’a karşı tam kul olmak, varlığa karşı tam hür olmak anlamına gelir… dünyanın hürriyeti Allah’a kul olmakla mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber’in bir adı da Abdullah’tır; yani Allah’ın kulu…
Gülün önce ilahi muhayyilede adının koyulduğunu, manasının sonradan yaratıldığını, bu dünyadaki suretinin ise en sonra geldiğini kavradığında imanı tamamlanan biriydim ben. Bunun başka yolunun olmadığını aklıma ancak böyle kabul ettirebilmiştim ben. Kolay olmamıştı ama yolculuğun suretten manaya doğru olduğunu öğrenmiştim ben.