enzo çenesini devirip yavaş bir nefes aldı. artık tamamen kıkırdarken onun omuzları da neşeyle titriyordu. başını kaldırdığında, yüzüne en güzel gülümsemesi yayıldı ve gülümsemesi kalbimi masanın savrulduğu gibi savurup, çarpmış gibi hissettiriyordu. gülümsemesi tüm yüzünü aydınlatıyordu ve bana şefkatle bakarken ela gözleri parlıyordu.
mutlu olduğunda ışık saçtığını görünce mest oldum ve merakla, "beni neden öptün?" diye sordum.
yüzündeki gülümseme azalınca bakışlarındaki yoğunluk aydınlandı. etrafımda dönerek ellerini başımın iki yanına yerleştirip beni kafese kapattı.
bu... bu içinde olmak istediğim tek kafesti.
"okyanusta öyle derin bir yer var ki içinden tek bir ışık noktası geçmez. ve o kadar uzun süre orada hapsoldum ki nefes alamıyordum. seninle tanıştığımda beni o karanlıktan çıkardın ve ilk kez hava almak için yukarı çıktım. sen benim oksijenim oldun, bella ladra ve ben artık sensiz nefes alamam."
kalbim göğsümden fırladığında sanki nefes alamıyormuşum gibi geldi. hiçbirinin beni sevmesini istemedim ama şimdi istiyordum. tanrım, beni sevmesini istiyordum.
bana taktığı adın ne anlama geldiğini hatırlatarak, "güzel hırsız," diye mırıldandım. "artık ben o değilim."
beni yakından inceleyip, bana yaklaşırken yüzünde hâlâ o şefkat vardı, gülümseyerek dudaklarını bir kez daha yukarı çekerken burnunu benimkine sürttü.
"bir hırsızsın, bebeğim. adımı çaldın ve şimdi de kalbimi çaldın. benden başka ne istersen iste, vermeye hazırım."
"ben bunu hak etmi..."
çenemden tutunca yanaklarımı dişlerime bastırdı.
"benim tarafımdan sevilmek cehennem gibi acıtacak. hak ettiğin her şey bu sevgi."
sonra tutkuyla, "seni seviyorum ve sen de beni seveceksin," dedi. sanırım ölüyordum, yine de bu an şimdiye kadar sahip olduğum en mutlu andı.
otomatiğe bağlanarak, "seni