• 128 syf.
    ·13 günde·Beğendi·7/10
    Az evvel Balık Nefesi için birkaç satır cümle kurmak niyetiyle dinlediğim şarkıyı durdurdum. Kırlangıçlar Gibi. "Durmayalım, yolumuz uzun." Sevgili Can Kazaz tam da bu cümleyi yinelediğinde ben de Nil Sakman için aynı hislere büründüm. "Durma, yolun uzun. Durma. Yaz. Daha çok yaz."
    Daha evvel novella türü ile ilk kez karşılaştığım kitabı olan Süreyya'yı da okumuştum. Açıkça belirtmek gerekirse Süreyya benim için çok daha özel oldu. Balık Nefesi de Süreyya ile benzer özellikler taşıyor olsa da bu kitabın içine daldığınız anda, zamandan ve mekandan bağımsız 8 öykü karşılıyor sizi. İçindeki bazı hikayeleri okurken (örneğin; Jozsef, Babaannemin Kayıp Yolu) Tomris Uyar anlatımını hissettim. Okuyanlar bilir, Gecegezen Kızlar yahut Dizboyu Papatyalar size o anın içinde olma imkanı vermez. Tam da öyleydi.
    Belli bir konuyu atfedemediğiniz bu hikayelerde sizi saran betimlemelere dalıyorsunuz. Örneğin; Modern Zamanlar'da geçen "...Kapıyı çalmıştı annen. Bülbüller fır dönmüştü başınızın üzerinde. Beklemiştiniz bir süre. Annen bir kez daha bülbülleri çağırmıştı yardıma." bu cümleleri okuduğum andan sonra sadece 'zil çalıyor' demek gözüme çok basit görünmeye başladı. Bu arada Modern Zamanlar demişken, Süreyya'nın izlerini en çok hissettiren hikaye de bu olmuş. Bunun için ayrıca müteşekkirim Nil Hanıma.
    Kitabın son hikayesi Balık Nefesi. Neden son olduğunu okuduğunuz zaman anlıyorsunuz. Sanki yazar "Sadece sabredip bu hikayeye erişenler okusun" diyerek sonda yer vermiş. Kitabın en güzel hikayesi Balık Nefesi mi ya da Modern Zamanlar mı karar veremesem de en etkileyici olanın da 38. Paralel olduğunu ifade ederek son veriyorum sözlerime. Sabırla okuyan herkese teşekkür ederim.
    (Biraz heyecanlandım, bu benim ilk inceleme yazım.)