Kitabin iki ana karakterinden biri olan Marc hakkinda ki şu iki alıntı kitabın felsefesini anlatıyor olsa gerek:
'...bir erkekle özdeşleşmek için bir kadını oynamak. Reverdi olmak için Elisabeth olmak. Şizofren olmak için artık gerçek bir nedeni vardı. Bu düşüncelerle yatağın üzerine kıvrıldı ve uykuya daldı.'
'Şu an kimdi? Her zamanki formüle başvurdu: Yüzde elli Elisabeth, yüzde elli Reverdi; yüzde yüz riyakâr ve yalancı. '
Bunun bir dönüşüm hikâyesi olduğunu kitabin ortasına dahi gelmeden anlıyorsunuz. Geriye bu dönüşümün nasıl gerçekleşeceğini merak etmek kalıyor. Eleştireceğim tek husus yazarın bu dönüşümü çok geç gerçekleştirmesi, yani finale bırakması. Ben Marc'ın Reverdi'ye dönüşmesini daha erken bekledim ve Marc'ın bu dönüşüm sırasında içsel çatışmalarını nasıl yaşayacağını düşünüp durdum. Lakin benim tahmin ettiğim gibi ilerlemedi. Daha güçlü bir psikolojik savaş bekliyordum ancak yukarıda yazdığım iki alıntıdan da anlaşılacağı üzere roman boyunca okuyucuya hissettirilen hezeyanlar finalde kendine pek yer bulamadı. Daha sürprizli ama daha basit bir son oldu. Ağır ilerleyen bir kitap olduğunu da belirteyim. Konu olarak sıklıkla kendisini tekrar ediyor. Lakin yazarın kalemi o kadar iyi ki, bırakın sayfalari hızlı okuyup geçmeyi, bazen aynı paragrafı tekrar tekrar okumak bile istiyorsunuz. Tabi hapishanede yaşanan cinselliğe luzumundan fazla yer vermiş olduğunu da olumsuz eleştirim olarak belirteyim. Birşeyi defalarca tekrar etmek onu artık itici yapıyor. Bence roman boyunca bu hataya sıklıkla düşmüş. Yinede psikolojik tahlilleri, zaman zaman güçlü hissettirdiği merak duygusu ve başarılı mekan tasvirleri ile okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap.
Yıllar boyunca hep bir katil aradığımı sandım. Halbuki aradığım sadece bir aynaydı. Ondan yansıyacak görüntü, bana, benim gerçeğimi, ruhum ile bedenim arasındaki uyumu gösterecekti.
-Oksijen yoksunluğunun, kanın rengi üzerinde bir etkisi olur mu?
-Kan siyah olur. Tamamen siyah. Hemoglobine kırmızı rengini veren oksijendir. Oksijen olmadan kan simsiyah bir renge dönüşür. Malezya'da bu siyah kan birçok efsanenin de ana temasıdır. Bu aynı zamanda ölümün de rengidir.
"Bu akşam odanızda vantilatöre dikkatle bakın. Kanatları o kadar hızlı döner ki ayırt edebilmeniz imkânsızlaşır. İnsan beyni de bundan farksızdır. Düşüncelerimiz çok hızlıdır. Onları birbirinden ayırmak olanaksızdır. Sonra vantilatörü durdurun. Eski biçimine kavuşan her kanada dikkatlice bakın. Aynı şeyi düşüncelerinizle de yapın. Her fikri ayrı ayrı ele alın ve her açıdan inceleyin. İşte meditasyonun görevi. Düşünceyi sabit bir nesneye dönüştürmek."