Gülme sırası demişken, Türkiye'de 12 Eylül'ün hemen ardından sendikacılar ve işçi liderleri tutuklanırken bir patronun kurduğu cümleyi de hatırlamadan geçmeyelim: "Yirmi yıl işçiler güldü, biz ağladık, şimdi gülme sırası bizde."
Eskiden cehalet parmakla işaret edilebilir, cezalandırılabilir, hiçbir şekilde bir gerekçe ya da özür olamayacağı savunulabilirdi. Mütevazı kökenliler cahil olmakla böbürlenemez, güçlülerin eften püften bir konuda boş bulunmaktan ödleri kopardı. Bir hükümet temsilcisi peşin peşin kızarır,hata yapmamak için dikkat kesilirdi. Bugün kompleks falan kalmadı: Cehalet kabul görüyor, yaygın, bir sahicilik göstergesi. Günün sersemleri "Cahiliz ve öyle olmaktan gururluyuz !" diye haykırıyor.
Bir gün Saint‐Simon her zaman yaptığı gibi kral naibine sefahat hayatı yüzünden sitem eder. Beriki sinirlenir ve ona der ki: "Siz de Tanrı gibi değişmez ve fena halde inadım inatsınız."
Montaigne, kitap 3 bölüm 5:
Bu denli doğal, gerekli ve doğru olan cinsel eylem, insanlara ne kötülük etti ki kimse yüzü kızarmaksızın ondan söz edemiyor? Hiç sıkılmadan öldürmek, çalmak, aldatmak diyebiliyoruz da neden ona geldimi sözcükleri ağzımızın içinde mırıldanıyoruz? Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesini kafamızda o kadar büyütmeye hak mı kazaniyoruz?