Çocuk olduğumuz zamanlar, belki de tüm hayatımız boyunca en saf, en temiz olabileceğimiz zamanlar. Dünyayı, bedenimizi, kimliğimizi anlamlandırmaya çalıştığımız ve bu noktada çevremizdeki “büyük”lerden yardım alamadığımız oranda da her şeyi kendimizce değerlendirdiğimiz bir süreç çocukluk. Rol model aldığımız büyükler karakterimizi şekillendirir. Hareketlerimizi onlara benzetmeye çalışır, ağızlarından çıkan sözleri gururla tekrarlarız. İnsanları, eğer bize büyükler tarafından öğretilmemişse, şu, bu diye ayırt etmez ve “Arkadaş olalım mı?” cümlesinden sonra dostluklar kurabiliriz. Yaşımız o çocukluk denen dönemden uzaklaştıkça ise kaybederiz saflığımızı. Yalanlar ilişkilerin olmazsa olmazı olmaya başlar. Bu yüzdendir ki çocukluğu anlatan romanlar, hikayeler yazmak zordur. Bir kere geçti mi o dönem, insan olayları farklı hatırlamaya başlar. O ilk hissettiği zamanda duyduğu hisleri zaman geçtikçe farklı niteler olur. Safça, temiz bakış açısının yerini farklı şeyler almıştır ve aynı olaylar bambaşka anlamlar bulur içimizde.
1902 Doğumlular, bu saydığım zorlukları aşmayı başarmış, çocukluğun saflığını, çocukların bakış açısını olduğu gibi anlatmayı başarmış bir roman. Seçtiği konular ne kadar zorsa, anlatımındaki başarısı bir o kadar üstün. 1914’ün başlarında Almanya’da yaşayan 12 yaşındaki çocuklar kitabın baş karakterleri. Yaşları gereği yaşadıkları değişimleri, sınıfsal farklılıklarının ilişkilerindeki yansımalarını, cinsellikle tanışmalarını, oyunlarını, dostluklarını, düşmanlıklarını okurken insanı bir yandan kendisinin içine çeken, bir yandan da okuyucuyu kendi çocukluğuna ve kendi yaşanmışlıklarına götüren bir kitap 1902 Doğumlular. Kitap esnasında ve sonrasında daha önceden unutulmuş anıları hatırlatan, anlık da olsa insanı eski zamanlarına götürmeyi başaran bir