·
Okunma
·
Beğeni
·
1.090
Gösterim
Adı:
1902 Doğumlular
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051721569
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Jahrgang 1902
Çeviri:
Öner Ünalan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Edebiyat
Baskılar:
1902 Doğumlular
1902 Doğumlular
Yirminci yüzyılın ilk yarısında dünyamızı altüst eden iki büyük savaş -yaşanan derin üzüntü ve acılar bir tarafa- dünya edebiyatına, barıştan, kardeşlikten ve insancıllıktan yana çok güçlü bir soluk kattı. Alman yazar Ernst Glaeser ve onun başyapıtı 1902 Doğumlular, karanlıklar ortasındaki bu "umutlu hava"nın bir parçası. Savaş koşullarını, savaşa giden yolları ve savaşın ta kendisini çocukların bakış açısıyla anlatmak ise bu "umutlu hava"ya ayrı bir renk kattı.

Sahiden de çocukların gözüyle anlatılan olayların, apayrı bir etkisi var: Gerçekle başka türlü kurulan bağlantılar, hayal gücünün daha çok devreye girmesi, büyüklerin ve cinselliğin dünyasına dönük özel keşifl er, abartılar, çocukları genç yaşta olgunlaştırabilen deneyimlere rağmen korunan masumiyet… Savaşın ve zorlu koşulların, çocukların gözünden anlatılması 1902 Doğumlular'a da farklı bir güç ve hava katıyor… 1902 senesinde doğup, I. Dünya Savaşı'nı 12-16 yaşlarında karşılayan ve yaşayan çocukların gözleri, insanlığa dair çok şey anlatıyor. 1902 Doğumlular, özgün anlatım tarzı ve hem melankolik hem de mizahi ögeler barındıran diliyle; neredeyse bir "laboratuvar" özelliği sunan küçük bir Alman kasabasındaki gençlerin siyasi ve cinsel uyanışlarını, sosyal demokrat siyasetin enternasyonalizm ile milliyetçilik arasında sıkışmasını, açlık ve ekmek kavgasını çok canlı bir biçimde anlatıyor.

Sonuçta karşımıza, Ernest Hemingway'in sözleriyle "Olağanüstü güzel bir roman" çıkıyor…
(Tanıtım Bülteninden)
288 syf.
·2 günde·9/10
1902 Doğumlular, Alman yazar Ernst Gleaser’ın savaş karşıtı eserler arasında önemli bir yere sahip kitabı. Gleaser’ın eserleri Hitler Almanya’sında yasaklanmış, yakılmış ve yazar yıllarca yurdundan uzakta yaşamak zorunda kalmış. 1902 Doğumlular’da yazar, büyüklerin dünyasını anlamaya çalışan çocukların gözünden savaşın nasıl büyük bir yıkım olduğunu anlatıyor. 1.Dünya Savaşı öncesinde Almanya’dan yükselen milliyetçilik fikirleriyle savaşın insanlara zaferi çağrıştırması, savaşa gitmenin coşkuyla karşılanması ve fakat zaman geçtikçe savaşın çirkin yüzünün insanların hayatına yansımaya başlaması, açlık ve ölümle mücadele edilmesi, çocukların dünyaya baktıkları pencereden oldukça çarpıcı ve gerçekçi bir şekilde anlatılmış. Savaşlar neden var ve savaşların kazananı aslında kimler ve bu kazançlar uğruna kim hangi bedelleri öder, bunlarla yüzleştiriyor roman bizi. Elimden bırakamadan, çok severek ve etkilenerek, bir solukta okudum. Cephe gerisinde geçip de savaşı tüm yönleriyle bu kadar gerçekçi resmedebilen, savaşı adeta hissettirebilen bir eser. Mutlaka tavsiye ederim.
288 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yazıldığı dönemde yasaklanan yakılan bir şaheser. Savaş karşıtı bir yazarın kitabı. Dönemin iktidarının en sevmediği insan tipi. Buna rağmen bu şaheser korundu ve zamanı gelince yayınlandı.
Bu şaheserin bu kadar az okunmuş olması üzdü beni doğrusu.
Kitabın kahramanı çocuklar. Konu iki olayın etrafında şekilleniyor. Cinsellik ve savaş. Cinselliğin ne olduğunu anlamaya çalışan ve bunu yaparken yanlış yollardan edinen yanlış bilgi ve bunun yarattığı korku. Esas konu ise 1. Dünya savaşını başladığında 12 bittiğinde 16 yaşında olan çocukların gözünden anlatıyor. Savaşın nasıl bir yıkım olduğunu asla kazananı olmadığı arkasında sadece acı açlık yıkım bıraktığını anlatiyor.
1. Dünya Savaşını merak edenlere çocuk gözünden bu eser şiddetle tavsiye ederim.
288 syf.
·3 günde·9/10
1902 yılının bir alman kasabasında, vaktiyle 12 yaşında olan bir çocuğun gözünden, çocukluktan gençliğe uzanışı, kendini, bedenini, yetişkinleri tanıması ve 2 yıl sonra patlak verecek birinci dünya savaşı dönemine tanıklık edişini okuyoruz.
hızlı ve kolay okunan bu eser, döneminin pek çok savaş karşıtı eseri gibi yasaklanmış.

bir çocuğun gözünden, dönemin almanyasının özeti çıkarılmış. burjuva, işçi sınıf, sosyal demokrat, yahudi karakteler arasında önceleri bir uyum olmadığını görürüz. çocuk ya da ahlaklı ve düzgün biri olmasına bakılmaksızın yahudi olduğu için aşağılanan, hep diken üstünde olmak zorunda kalan, daima kendini toplumun diğer öğelerine ispat etmek zorunda kalan karakterlerden, savaş istemediğini, bunun toplumdan götüreceklerini söylediği için kızıl diye nitelenen, toplumdan ve askeriyeden dışlanan karakterlere, işçi sınıfı bilincine sahip olduğu için tutuklanan karakterlere uzanıyoruz. bunlar kendileri kadar, yalnızca o ailenin birer parçası oldukları için eşleri ve çocukları da kendi paylarına düşeni çekmek durumunda kalıyorlar.

zamanla görüyoruz ki; kimi sırf haklı olduğunu göstermek için, kimi dünyanın bozukluğunun bir savaşla sona ereceğine inandığı için, kimi ülkü ve milliyetçi duyguları gerçekleştireceğine inandığı için, kimi almanya'nın gücünü göstermek için bir savaş çıksın istiyor. nitekim dilekleri kabul de oluyor. coşkuyla savaşa giren almanlar yüceliklerini ve kahramanlıklarını gösterme fırsatını buluyor. fakat zamanla görüyoruz ki; kahramanlıklara çok yer yok. her gün gelen ölüm haberleri gazetelerin sayfalarını dolduruyor. savaşan erkeklerin ölüm haberleri gelmeye başlarken açlık, hırsızlık, yoksulluk, salgın hastalıklar yaşamın bir parçası oluyor. kazananın coşkulu halkın değil, silah tüccarının, rütbelilerin olduğu ortaya çıkıyor.

savaşın kime ne getirdiği, kimden neler alıp götürdüğü, milletçi duyguların otoritelerce manipüle edildiği, resmi din kurumunun propagandalarının hangi amaçla kullanıldığı çok çok iyi hissettirilmiş.
son dönemde okuduğum kitaplar arasında en sevdiklerimden biri olan 1902 doğumlular, remarque'nin batı cephesinden yeni bir şey yok kitabını da anımsattı.
288 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Cephe gerisinde kalanların gözüyle savaş ne anlama gelir?
1914-18 yılları.. Başta sevinç ve birlik atmosferinde çılgınlıkla savaş yüceltildi. Gidenler ve geri kalanlar için. Tüm sevecenliği ile ideal bir gerçeklik olarak görüldü, savaş. Tüm ulus birdi düşmana karşı. Kahraman ve soylu ölümün adıydı başta savaş. Ufak bir azınlığın çıkarlarına yaradığı gözardı edilerek kanla boyandı bir dönem. Ayaktakımı dendi ölenler için.
Artık madalyalar yüksek statüler elde eden generallerindi. Mermi üreten sermayedarların kârınaydı ölenler.. Sayılar önemsizdi ve uzar uzar giderdi.
Ölüler artınca homurtular başladı yer yer. Bir öğretmen anma töreninde elindeki listeyle tek tek saydı sınırda vurulan askerlerin adını. Savaşa cephe alan öğretmen, eğitim camiasında sindirildi. Bir çocuk cephe gerisinden savaşı deneyimledi, annesiyle beraber. Savaş gerisinde kalan kadınların ve çocukların kenetlenişiydi artık önemli olan. Savaş, başta kutsal bir dava iken sonraları bir iş oldu. Çocukların açlıktan sayılan kemiklerinde hastalığın adı oldu savaş. Savaş o gür sesini yitireli çok oluyordu. Askerler kapitalist düzenin ayırdına vardılar. Onlar için bu ayrımın bedeli ya sürgün oldu ya da bir manga askeri tarafından kurşunlanarak ölmek oldu.

Ernst Glaeser'in bu eseri dönemini öyle etkiledi ki Alman hükümeti onu kara listeye alması uzun sürmedi. Doğru bildiğini kuldan sakınmadı Ernst. Kitapları Erich Maria Remarque gibi Hitler Almanyası'nda yasaklandı ve yakıldı. Remarque gibi yurdundan uzak yaşamak zorunda kaldı. Eserleri ülkesinden uzakta yayımlandı. Bu roman, yazarın uluslararası üne kavuşturan yapıtlarından olduğu gibi Çin, Sovyet Rusya, ABD, İngiltere, Fransa, İsveç, Norveç gibi ülkelerde üniversite öğrencilerine inceleme konusu olarak verilen bir kaynak kabul edildi. Bu roman tarihi bir değer kazanmasının yanı sıra 1914'te başlayan toplumsal değişimin sonuçlarını gözlemlemek adına önemli bir referans oldu.

Cephelerin ardında annelerin ve çocukların bakışı zihnime mıhlandı.
288 syf.
·3 günde·9/10
Yazarın bilinen, birçok ülkede yakılan, yok edilen kitabı. 1902 doğumlular...
Bir çocuğun ağzından, saf ve masum şekilde anlatılıyor savaş . Ancak savaş tüm masumiyetleri siliyor bir noktada. Toplumcu-gerçekçi savaş karşıtı bir eser okuduğumuz. Bu nedenle süslenmeden savaşın en çirkin yüzü gösteriliyor. Büyük bir yutkunmadan sonra bitirebildim. Savaşın dini, dili,ırkı yok. Etkilenmeden okumanın herhangi bir yolu yok. Yalnızca cok beğendim...
287 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Her çocuğun temiz saf duygusu çocukluğu boyunca devam ederken, bu durum büyüdükçe çevresel koşulardan dolayı köreliyor...

Malesef!...Bu durum savaş ortamında da böyle normal zamanda da her an da da bu şekilde...

Çocukluğumda rastladın bana savaş...Önce ayrılmış, ötekileşmiş insanların bir araya geldiği zafer olarak ilan edildiği ve eğlencelerin, kutlamaların bitmediği bir sembol olarak gösterdin yüzünü bana...


Nezaman açlık, hastalık yokluk çekmeye başladık, babalarımızdan ayrılıp artık onları görmez olduk işte o zaman gerçek yüzünü tüm çıplaklığı ile yüzüme vurdun.

En güzel duygularımı yaşadığım yıllarımda, hayallerim uçsuz bucaksızken varlığını gösterdin bana...ama gene saf çocukluğumla yaşadım seni.Ilk aşkımı sen varolduğun sürece yaşadım.Çok samimi dostlarımı kaybettim.Babamı uzun yıllar görmedim yaşadığını biliyordum.

Yaşadıklarım ömrüm boyunca içimde gizli köşelerde mutlaka kalacak, izi silinmeyecek kolay mı silinmesi....

Küçücük bir çocuğun savaş sırasında büyüyüp gençliğe adım atması ve savaşın hala sürüyor olması....

Okunası kitap, bir çırpıda soluk soluğa okunabilecek güzel keyifli bir hikâyeydi.

Keyifli okumalar!...
288 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitapların konusunu yazmak da okumak da istemiyorum.İster istemez ilgimi kaybediyorum kitabın konusunu okuduğumda.Ama bazı kitaplarda bahsetmek gerekiyor az da olsa.
Ernst Glaeser savaş karşıtı, sol görüşe sahip bir yazar.Yazdığı her kitap Nazilerce yasaklanmış, yakılmış.
Otobiyografik özellikler taşıyan 1902 Doğumlular kitabı da yakılan kitaplarından biri.
Savaşlar sadece cephede olmaz, cephe gerisinde de savaş vardır.Özellikle bedelini kadınların ve çocukların ödediği.Yoksulluk, açlık, salgın hastalıklar da savaşılması gereken düşmandır.
Adım adım büyük savaşa doğru giden bir dünyada büyüme sancıları çeken, büyüklerin dünyasını özellikle de "sır" ı (cinselliği) çözmeye çalışan çocukların gözünden anlatılan kitap gerçekten çok etkileyici.
Babası Kızıl Binbaşı olarak anılan Ferd'in Yahudi arkadaşı Leo'nun kaybı nedeniyle söylediği sözler romanın belki de en güzel bölümüydü.
O zaman Ferd beni avutmak ister gibi konuştu:"Öldüğü iyi oldu.Babam onun tam vaktinde ölen insanlardan olduğunu söyledi.Leo artık yaşamamalıydı.Savaş boyunca aşırı duyarlığı yüzünden çok acı çekecekti."
"Ah," diye yanıt verdim, "ne yazık ki şimdi, insanlar birbirine karşı iyiyken öldü.Oysa artık Brosius'tan bile korkmayacaktı.
"İnsanlar iyi miymiş?" Pis pis güldü Ferd."Kucaklaştıkları, hep birlikte türküler söyledikleri için mi böyle düşünüyorsun?Önce ben de öyle sanmıştım.Ama babam onların neden böyle iyi, el ele göründüklerini bana anlattı.Nefretlerini başka uluslara karşı kullanmak zorundalar da ondan.Bunu anlıyor musun? Eskiden tek tek insanlar kötüydü, şimdi ise uluslar.Dün Brosius'la Silberstein, Persius'la Kremmelbein savaşıyordu.Bugün ise Ruslarla Avusturyalılar, Almanlarla Fransızlar.Aynı şey." syf 169
Savaşla birlikte Alman toplumunun nasıl bir değişime uğradığını çocuk saflığı ile anlatan 1902 Doğumlular'ı okuyun derim.️
288 syf.
·3 günde·7/10
Savaş karşıtı tutumları ve barışçıl tabiatı dolayısıyla kendi ülkesi tarafından fenâ halde dışlanan, taşlanan, değeri bilinmeyen Alman yazar Ernst Glaeser’in, yakılan tüm eserleri arasından, çıkışı engellenemeyen, küllerden filizlenip açan bir dal gibi sürgün veren, Almanya’nın üvey evladı bu yazarın kendi ülkesi dışında bir çok ülkede ismini duyurmasını sağlayan baş yapıtı 1902 Doğumlular. Yazarın kendisinin de 1902 doğumlu olması eser açısından güzel bir ayrıntıdır. Yazarın da içinde bulunduğu, ilk tanıdığı, dünya savaşının yakıp kavurduğu bir dünya olan bu şanssız kuşağın, dünyada olup bitenleri kendilerince anlamlandırmaya çalışmasının, savaş ortamının yeniden şekillendirdiği toplumun, açlıkla baş etmeye çalışan annelerin, savaşın şeytanî yüzüyle korkunç yollardan tanışan babaların, sonunda sonbahar rüzgarının başka yönlere savurduğu kuru yapraklar gibi savrulan, yok olan ailelerin hikayesi bu.
Yazar, yetişkinliğe adım atmak üzereyken bu cehennemin ortasına düşmüş hiçbir şey anlamayıp, her şeyi anlaması beklenen bu kuşağın gözlerinden bir pencere açıyor bizlere yirminci yüzyıl başlarına doğru. Baş karakterimizin deyimiyle ‘yetişkinlerin dünyası bu. Bizi ilgilendirmiyor.’
Dönemin tarihine farklı pencerelerden bakmak isteyen herkesin okuması gereken bir klasik.
288 syf.
·9 günde·10/10
Çocuk olduğumuz zamanlar, belki de tüm hayatımız boyunca en saf, en temiz olabileceğimiz zamanlar. Dünyayı, bedenimizi, kimliğimizi anlamlandırmaya çalıştığımız ve bu noktada çevremizdeki “büyük”lerden yardım alamadığımız oranda da her şeyi kendimizce değerlendirdiğimiz bir süreç çocukluk. Rol model aldığımız büyükler karakterimizi şekillendirir. Hareketlerimizi onlara benzetmeye çalışır, ağızlarından çıkan sözleri gururla tekrarlarız. İnsanları, eğer bize büyükler tarafından öğretilmemişse, şu, bu diye ayırt etmez ve “Arkadaş olalım mı?” cümlesinden sonra dostluklar kurabiliriz. Yaşımız o çocukluk denen dönemden uzaklaştıkça ise kaybederiz saflığımızı. Yalanlar ilişkilerin olmazsa olmazı olmaya başlar. Bu yüzdendir ki çocukluğu anlatan romanlar, hikayeler yazmak zordur. Bir kere geçti mi o dönem, insan olayları farklı hatırlamaya başlar. O ilk hissettiği zamanda duyduğu hisleri zaman geçtikçe farklı niteler olur. Safça, temiz bakış açısının yerini farklı şeyler almıştır ve aynı olaylar bambaşka anlamlar bulur içimizde.
1902 Doğumlular, bu saydığım zorlukları aşmayı başarmış, çocukluğun saflığını, çocukların bakış açısını olduğu gibi anlatmayı başarmış bir roman. Seçtiği konular ne kadar zorsa, anlatımındaki başarısı bir o kadar üstün. 1914’ün başlarında Almanya’da yaşayan 12 yaşındaki çocuklar kitabın baş karakterleri. Yaşları gereği yaşadıkları değişimleri, sınıfsal farklılıklarının ilişkilerindeki yansımalarını, cinsellikle tanışmalarını, oyunlarını, dostluklarını, düşmanlıklarını okurken insanı bir yandan kendisinin içine çeken, bir yandan da okuyucuyu kendi çocukluğuna ve kendi yaşanmışlıklarına götüren bir kitap 1902 Doğumlular. Kitap esnasında ve sonrasında daha önceden unutulmuş anıları hatırlatan, anlık da olsa insanı eski zamanlarına götürmeyi başaran bir roman. Savaşın insanlarda yarattığı değişimler, egemenlerin yönettikleri insanları kendi çıkarları için birleştirmek ve yöneticilerini sorgulamasını engellemek için yarattıkları “yurttaşlık” ve “millet” kavramlarını bir çocuğun gözünden görmek, savaşın başından sonuna insanların bu kavramlara bakışlarındaki değişimler ve tüm bunların ortasında sürekli olarak çevresinde olup bitenlere anlam vermeye çalışan çocuklar... Uzun zamandır okuduğum en iyi kitap olan 1902 Doğumlular, işte tüm bunları bir yazar ne kadar iyi anlatabilirse o kadar iyi anlatmış. Özellikle, savaşın eksik olmadığı, her gün çocukların öldüğü ve aynı devlet oyunlarının dünyanın dört bir yanında daha da şiddetli oynandığı günümüzde herkesin okuması gereken bir kitap.
288 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Savaşı çocukların gözünden anlatan bir kitap. Bu kadar az okunmuş olması üzücü. Herkesin mutlaka okuması lazım bu kitabı çünkü savaşa çocuk gözüyle bakmanızı sağlıyor
288 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle Yordam edebiyata bu güzel eseri Türkçede tekrar dillendirdiği için teşekkürler.
Bu nadide eseri az önce bitirdim.Sanırım son yıllarda okuduğum en iyi romandır kendileri.Yazar seçtiği 1914-1918'de Alman taşrasında isimsiz bir kasabada isimsiz bir çocuğun gözünden savaşın yarattığı yükseliş,duraksayış ve çöküş psikolojisini çok güzel anlatmış..
Çok derinlemesine olmasa da pek çok karakterle karşılaşıyoruz: insanların savaş çıkaramayacak kadar geliştiklerini düşüneninden savaşa girildiyse kesinlikle kazanacaklarını öne sürenine; tanrının mutlaka yanlarında olacağına inananından savaşın insanları doğru yola, yani tanrıya döndürmek için gerekli olduğunu iddia edenine. tabi bu kadar isabetsiz düşünce sahibinin yanı sıra az da olsa sağduyulu ve mantıklı (ya da sosyalist diyelim biz onlara) insanın varlığını görmek hem biraz mutlu ediyor hem de azlığıyla üzüyor insanı.Gerçi savaştan önceki dönemde işçiler arasındaki bilinçlenme ve örgütlenme hali bir umut veriyor..
Yazıldığı dönemde yasaklanan yakılan bir şaheser. Savaş karşıtı bir yazarın kitabı. Dönemin iktidarının en sevmediği insan tipi. Buna rağmen bu şaheser korundu ve zamanı gelince yayınlandı.
Bu şaheserin bu kadar az okunmuş olması üzdü beni doğrusu. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.Okuyun okutturun dostlar

Kitabın basım bilgileri

Adı:
1902 Doğumlular
Baskı tarihi:
Eylül 2016
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051721569
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Jahrgang 1902
Çeviri:
Öner Ünalan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Edebiyat
Baskılar:
1902 Doğumlular
1902 Doğumlular
Yirminci yüzyılın ilk yarısında dünyamızı altüst eden iki büyük savaş -yaşanan derin üzüntü ve acılar bir tarafa- dünya edebiyatına, barıştan, kardeşlikten ve insancıllıktan yana çok güçlü bir soluk kattı. Alman yazar Ernst Glaeser ve onun başyapıtı 1902 Doğumlular, karanlıklar ortasındaki bu "umutlu hava"nın bir parçası. Savaş koşullarını, savaşa giden yolları ve savaşın ta kendisini çocukların bakış açısıyla anlatmak ise bu "umutlu hava"ya ayrı bir renk kattı.

Sahiden de çocukların gözüyle anlatılan olayların, apayrı bir etkisi var: Gerçekle başka türlü kurulan bağlantılar, hayal gücünün daha çok devreye girmesi, büyüklerin ve cinselliğin dünyasına dönük özel keşifl er, abartılar, çocukları genç yaşta olgunlaştırabilen deneyimlere rağmen korunan masumiyet… Savaşın ve zorlu koşulların, çocukların gözünden anlatılması 1902 Doğumlular'a da farklı bir güç ve hava katıyor… 1902 senesinde doğup, I. Dünya Savaşı'nı 12-16 yaşlarında karşılayan ve yaşayan çocukların gözleri, insanlığa dair çok şey anlatıyor. 1902 Doğumlular, özgün anlatım tarzı ve hem melankolik hem de mizahi ögeler barındıran diliyle; neredeyse bir "laboratuvar" özelliği sunan küçük bir Alman kasabasındaki gençlerin siyasi ve cinsel uyanışlarını, sosyal demokrat siyasetin enternasyonalizm ile milliyetçilik arasında sıkışmasını, açlık ve ekmek kavgasını çok canlı bir biçimde anlatıyor.

Sonuçta karşımıza, Ernest Hemingway'in sözleriyle "Olağanüstü güzel bir roman" çıkıyor…
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 116 okur

  • diyalek_tik
  • Ayberk
  • Zührenaz Kale
  • Nilay ŞANAL
  • Erkan Çelik
  • Beyza AYDOĞDU
  • Ferhat Coşkun
  • Tolstoyunbisikleti
  • Selda Çetin
  • Nurcan Şeyma

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24 (12)
9
%36 (18)
8
%26 (13)
7
%10 (5)
6
%2 (1)
5
%2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0