Öner Ünalan

Öner Ünalan

YazarÇevirmen
8.7/10
98 Kişi
·
263
Okunma
·
1
Beğeni
·
306
Gösterim
Adı:
Öner Ünalan
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen ve Araştırmacı
Doğum:
Bursa, Türkiye, 5 Ocak 1935
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 27 Ocak 2011
Öner Ünalan, 5 Ocak 1935'te Bursa'da doğdu. 1924'te İskeçe'nin Kurular köyünden (bugünkü Komnina, Xanthi) Türkiye'ye göç eden bir ailenin oğludur. Baba adı Halil, ana adı Ayşe'dir. Bursa Erkek Lisesi'nde okudu. Almancayı ortaokul ve lisede öğrendi.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni bitirdikten sonra ABD'de eğitim dalında yüksek lisans yaptı. Öğretmen, teknik eleman, danışman (müşavir) ve yönetici olarak çalıştı. 1988'de emekli oldu.

1965 yılında "Karıncayı İncitmeyen Adam" adlı kısa öyküsüyle, Yunus Nadi Armağanı kısa öykü birincilik ödülünü aldı. Çeşitli dergilerde az sayıda öykü ve şiir yayımladı.

1970'ten sonra dil üstüne çalışmalarına ağırlık verdi. Güneş Dil Teorisi, halk dili, Türkçede "ve" sorunu, çevirmek ve dil yenilemek, bilimsel terimlerin Türkçeleştirilmesi, dil-ideoloji ve politika konularında çalıştı.

1977'de Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu ve Ahmet Say ile birlikte, Türkiye Yazıları dergisini çıkardı.

Özellikle dil-ideoloji ve politika üstüne yazdığı inceleme ve derlemelerini Soyut, Türkiye Yazıları, Tan vd. dergilerde yayımladı. Yazılarının bir kısmını "Dil ve Politika" (1993) adıyla kitaplaştırdı. Gene dil üstüne günlük biçiminde yazdığı denemelerini Papirüs'te (1980-1981), Dize'de (1995-1998), ve Evrensel Kültür'de (1998-1999) yayımladı. Yazılarında genellikle Ragıp Gelencik takma adını kullandı.

Öner Ünalan'a göre politika her alana olduğu gibi dile de el atar. Dolayısıyla dil ve dille ilgili sorunlar da politikanın konusu ve aracı olmaktan kurtulamazlar. Ünalan, "Dil ve Politika" adlı kitabının önsözünde şöyle der: "Belirli bir politika, her alanda, dayandığı ideolojiye uygun ve çıkarlarını gözettiği toplum kesimince benimseniveren değer yargıları, önyargılar, kanılar, sanılar ve onlara bağlı belirli bir düşünüş ve davranış yaratır. Bütün bunlar o politikanın kendisi gibi savunulmak gerekir. Politik işbölümünde bu savunmayı üstlenenler, tarihi ve güncel olayları onlara uygun yorumlayıp çarpıtırlar." Bu, teknik bir konu sayılan dilde de kaçınılmaz olarak böyledir. Bu nedenle, savaşılan politika ya da politikaların her alanda olduğu gibi, dil alanında da iyi tanınması gerekir.

Öner Ünalan, dil çalışmalarının yanı sıra, İngilizce ve Almancadan yaptığı çevirilerle, önemli bilimsel yapıtları Türkçeye kazandırdı. Örneğin, Charles Darwin'den "Türlerin Kökeni", "İnsanın Türeyişi" ve "Seksüel Seçme" (Eşeysel Seçme); Albert Einstein ve Leopold Infeld'den "Fiziğin Evrimi"'ni dilimize çevirdi. Ayrıca, Karl Marx'tan "Matematiksel Elyazmaları", Friedrich Engels'ten "Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm", Fidel Castro'dan "Dünya Bunalımı", John Desmond Bernal'dan "Marx ve Bilim" gibi çok sayıda kitap çevirdi. Kimi çevirilerinde Ferhat Gelendeş takma adını kullandı.

Charles Darwin'in bilim tarihindeki yerini "Darwin Ne Yaptı" (1997) adlı popüler bilim kitabında anlattı.

Dil-politika ilişkisi ve dilsel sorunlar üzerine yazdığı ve çeşitli dergilerde yayımladığı günlüklerini "Dil Günlüğü" (1999) adıyla kitaplaştırdı. Kitap, ölümünden sonra 2012'de yayımlandı.
Kur’an’da insanın yaratılışı için denir ki: “... insanı başlangıçta çamurdan yaratan... sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah’tır.” (Secde, 7-9).
İnsan, evrim zincirindeki halkalardan biri eksik olsaydı tam bugün olduğu gibi olamazdı. İnsan biriciktir, evrenin mucizesi ve övüncesidir. Üzülmeyin!
Bir türde o türün genel yapısından sapma sayılabilecek ıralar taşıyan bireyler doğabilir. Örneğin, boynuzlu bir hayvan türünde boynuzsuz veya tek boynuzlu bir birey doğabilir. Böyle birdenbire ortaya çıkan kalıtsal değişimlere mutasyon (mutation) denir.
Böylece, dünyamızdaki evrimin belirli bir aşamasından beri, canlının ancak canlıdan doğduğu, cansızdan canlı doğmadığı kesinlik kazanır.
Lamarck’a göre hayvanlardaki bütün organlanma ve farklı organların oluşması şu dört yasayla açıklanır:
1- Yaşam, canlı her vücudun oylumunu sürekli artırıp parçalarını kendi çizdiği sınıra dek büyütmeye eğilimlidir.
2- Bir hayvan vücudunda yeni bir organ doğması, yeni ve sürekli bir gereksemenin ve o gereksemeden ileri gelen yeni bir devinimin sonucudur.
3- Organların gelişmesi ve işe yararlığı, kullanılmalarıyla her zaman doğru orantılıdır.
4- Bireylerin organlaşmasında yaşamları boyunca edinilmiş, saklanmış veya değişmiş her şey korunup o bireylerden türeyen yeni bireylere iletilir.
Türlerin Kökeni’ne yazdığı girişin sonunda, doğal seçmeyi değişiklik geçirmenin biricik değil, en önemli yolu saydığını belirtir.
GÜDÜK ORGANLAR
Darwin’in söyleyişiyle güdük organlar “yararsızlığın damgasını apaçık taşıyan” organlardır. Böyle organlar doğada, özellikle yukarı hayvanlarda, çok yaygındır. Yılanlarda akciğerlerin bir lobu güdüktür. Boa yılanının (Boa constrictor) güdük art üyeleri ve güdük bir leğeni (pelvis) vardır. Kuş kanatlarında (ön ayaklarında) başparmak güdükleşmiştir. Kimi kuş türlerinde, örneğin devekuşunda ve Yeni Zelanda’da yaşayan kivide kanatlar güdüktür. Balinanın art ayakları körelmiştir. Erginleri dişsiz olan kimi balina türlerinin dölütlerinde dişler vardır. Dölüt buzağıların üst çenelerinde diş etlerini hiçbir zaman yarıp çıkmayan dişler bulunur. İnsanda kıl örtüsü, kuyruk kemiği (os coccyx) güdüklük güdüklük örnekleridir.
Güdük organlar tümüyle atılabilir de. Örneğin Boa yılanındaki güdük art üyeler ve leğen, öbür yılanlarda yoktur.
Yeryüzünde yaşam nasıl başladı veya cansız maddeden canlı madde nasıl doğdu? Bu soru organik evrimle değil, yaşam öncesi kimyasal evrimle ilgilidir. Onun içindir ki Darwin yeryüzünde başlamış olan yaşamın nasıl gelişip bugünkü türlere ve insana vardığı ile ilgilenir.
566 syf.
·46 günde·Puan vermedi
Ahmet Mithat Efendi'nin maymunlarından mı geliyoruz?

Bu soruyu neden sordum ve Ahmet Mithat'la evrimin ne ilgisi var?

Evrim kavramını Türkiye ile ya da Osmanlı ile tanıştıran isim Ahmet Mithat Efendi imiş. Kitabın önsözünde bu bilgi verilmiş. Kendisine ait Dağarcık dergisinde Darwin ve teorisi hakkında makale yayınlamış. Yayınlamış yayınlamasına da bu işi biraz da görmek istediği şekilde yaparak insanların maymundan geldiği şeklinde belirtmiş evrimi. Tabi bu çıkış o dönem müthiş tepki çekmiş ve Sultan Abdülaziz tarafından sürgün edilmiş Ahmet Mithat Efendi. Evrimin konuşulması yasaklanmış. Adnan Hoca ekibinin A9 TV'sinde evrim karşıtı yayınlar yapılır sürekli ve Sultan Abdülaziz de övülür. Bu övgünün temeli de budur maşaallah. Mehdinin gelmesiyle de tüm evrimcilerin kökü kazınacak inşaallah.

Evrim düşüncesinin temeli ta milattan öncelerine dayansa da bilimsel olarak ortaya koyan ilk kişi Darwin değil, Lamarck'tır. Ancak evrim mekanizmasını daha sağlam temellere dayandıran Darwin olmuştur. Hatta evrim teorisi, darwinizm olarak da anılır. İki ismin öne sürdükleri teorideki en önemli fark Doğal Seleksiyon'dur. Kısaca, canlıların doğa koşullarına uyum sağlama gücü ve bunun neticesinde soyunu devam ettirmesi diyebiliriz buna.

Doğal seleksiyon meselesi teorinin en çok tartışılan konusu. Çünkü bu konu başlığında Darwin'e göre türler, cinsler ve familyaların herbiri kendi sınıfı ya da grubu içinde ortak bir atadan türemiştir ve türeme devam ettikçe değişim de devam edecektir. Yani Darwin diyor ki türler ayrı ayrı yaratılmamıştır. Örneğin eşek ve zebranın atası ortaktır.

Evrimin sanki farklı bir konusu yokmuş gibi herkesin atıp tuttuğu konu insan maymundan geliyor iddiasına gelirsek bu kitap da insanın kökenine inilmemiş. Bu konunun asıl irdelendiği kitap İnsanın Türeyişi kitabıdır. Ama kısaca söylersek, insan maymundan gelmiyor, insanla maymun ortak bir atadan gelmekte görüşü hakim.

Doğal seleksiyonun iddia ettiği üzere yeni türler niye şu anda oluşmuyor diye bir soruya verilecek cevap şudur: Değişim çok uzun sürelidir. Değil bir insan ömrü bin insan ömrü bile bu değişimi gözlemlemeye yeterli değildir.

Evrim teorisine dolayısıyla doğal seçilime getirilen itirazlardan biri, belki de en önemlisi gözün evrimleşmesi süreciyle ilgili. Darwin de bu itirazlara hak verip şu şekilde özeleştiri yapıyor: "Gözün odağını farklı uzaklıklara uydurması, içeri bırakılacak ışık tutarını ayarlaması, küresel ve renksel sapmayı düzeltmesi gibi eşsiz düzenlenişlerinin tümünün doğal seçmeyle oluşabildiğini düşünmenin pek saçma göründüğünü açık yürekle itiraf ederim."

Şu durumu belirtmekte fayda var. Darwin türlerin kökenini araştırırken genetik bilimi henüz Mendel'in bezelyeleri seviyesindeydi. DNA'nın tespit edilmesi dahi 1950'leri bulmuştur.

Teoriye getirilen eleştiri ve itirazların ne yazık ki büyük bir kısmı bilimsellikten uzak dini yönden yapılagelmiş ve hala yapılmakta. Kitabın içeriğinde bunca bilimsel çalışma varken hem de. Evet, kitabı okuduktan sonra Darwin'e karşı ön yargılarınız varsa kesinlikle silinecektir. Çünkü yaptığı araştırmalar, incelemeler ki birçoğu yerinde yapılmış, neredeyse dünyayı turlamış çalışmaları için bu insan. Evrim teorisine yapılan itirazların çoğunluğunun bilimden uzak olması ne kadar da talihsizlik insanlık adına.

Gelişen bilim neticesinde Darwin'den sonra bile evrim teorisinin bunca karşı çıkmaya rağmen bilimsel olarak hala çürütülememesinin sebebi yukarıda bahsedildiği gibi ön yargılarla yapılan temelsiz eleştirilerdir.

Peki bu kadar din demişken Darwin ateist miydi? Kitapta bunu ben anlayamadım. Hatta yaratılışa karşı çıkmak şöyle dursun, yer yer destekleyen fikirlerini de görüyoruz. Yalnız bu cümlelerini dindar olan eşini üzmemek için olduğuyla alakalı yorumlar yapılmış.

Velhasıl-ı kelam evrim teorisi bilimsel bir mesele ve teoriye inanmanın dinden çıkarmakla falan bir ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Nitekim Darwin hazretlerinin şu sonsözü yeterlidir:

"Bu kitapta sunulan görüşlerin herhangi bir kimsenin dinsel inançlarını sarsması için anlaşılır bir gerekçe göremiyorum."
747 syf.
Bilim tarihinin en önemli kuramlarından birisi Evrim Kuramı olsa gerek. İnsanın doğayı, doğadaki canlıları ve kendisine olan bakışını değiştiren büyük bir bilimsel adım. Bu adımın sahibi ise Darwin..

Tabiki Darwin'den önce de çok eski çağlardan beri insanlar, değişimin farkındalardı. Hatta kitabın başlangıç kısmında evrim hakkındaki çalışmaların kronolojik olarak bir özeti verilmiş. Buradan da bu durumun farkına varıyoruz. Peki Darwin ne yaptı? Darwin, insanların içten içe farkına vardığı doğadaki bu değişime bir mekanizma ortaya koydu: Evrim Kuramı.

Yani:
Evrim = Kütle çekim kanunu
Evrim kuramı = Kütle çekim teorisi (kuramı)
dersek hata etmiş olmayız.

Evrim kuramı, canlıların ortak ataya sahip olmasına ve doğal seçmeye (secilme) dayanıyor. Ortak ataya sahip olduğumuzu, güdük (körelmiş) organlardan, fosil kayıtlarından vb anlayabiliyoruz. Canlılar çevre şartlarına, doğada en başta kendi türdeşleri olmak üzere diğer canlılarla olan rekabetine, kullanım sıklığına göre gibi etmenler nedeniyle oldukça yavaş şekilde adım adım değişirler. Bu değişimler soyaçekimle aktarılarak yeni başat türler oluşur ve yaşam savaşında bu türler daha avantajlı konuma yükselir. Bunu yapan ise Doğal Seçmedir. Ayrıca bu değişimler birike birike her yeni dölün(kuşağın) geçmiş kuşaklardan daha da farklılaşmasina neden olur. Neticede bir noktada artık bu canlıya yeni bir tür denmesi gerekir.

Darwin, kuramının anlaşılması için sıklıkla yapay seçilimle kıyas yaparak anlatıyor. İnsanların gerek bitkilerde gerek hayvanlarda uyguladıkları yöntemin çok daha karmaşık bir versiyonunu doğanın uyguladığını söylemektedir.

Darwin, yaşadığı devirde kabul görmüş olan canlıların bir anda ve hepsinin farklı farklı olarak yaratımı görüşünün çıkmazlarını vurguluyor; bu çıkmazları ve daha birçok canlılara dair açıklanamayan olguları kendi kuramının açıklayabildiğine dikkat çekiyor.

Darwin, yaşadığı devrin olanaksızlığının farkında ve bunu çeşitli bölümlerde belirtmekte, buna rağmen elinden geldiğince eleştirilere mantıklı açıklamalar yapmaktadır. Ve şunu da ekler: Gelecekte gelişecek olan bilim ile beraber kuramının daha da destek göreceğini ve şu an bulunamayan(yeterince) ara geçiş formlarının (fosillerinin) bulunacağını öngörmüş. Nitekim öngörülerinde artık biliyoruz ki haklı çıktı.

Kitaba başlamadan önce şöyle bir çekincem vardı: "Bilimsel bir çalışma olduğu için dili ve anlatımı beni oldukça zorlar". Ancak çok az bir zorlama olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında genele bakarsak oldukça rahat okunabilen ve anlaşılabilen bir eser. Zaten bir kuantum teorisi gibi zor anlaşılır bir mantığı yok Evrim kuramının. Aslında çok basit bir mantığı var.

Şunu da belirtmek istiyorum: Evrime veya evrim kuramina inanıyor musun? gibi bir soru bence çok mantıksızdır. Özellikle günümüzde.. Çünkü adam akıllı bir araştırma yapıldığında günümüzde artık bilim camiasında Evrim kuramı hakkında bir tartışma yok. İlk ortaya koyulduğu günden beri süregelen ve farklı farklı alanlarda yapılan çalışmalar neticesinde yanlışlanamamasi ve kanıtlanmasi neticesinde, bilimde en sağlam kuramlardan birisi olmuştur. Geliştirilebilir ve geliştirilecektir de. Bu nedenle, 'Evrim kuramina inanıyorum' deyince sanki inanmamak gibi bir seçeneğin olduğu ve inanamama seçeneğinin de rasyonel bir seçenek olduğu gibi bir algı oluştuğu için 'Evrim kuramina inanıyorum' ifadesi BENCE mantıksızdır.

Evrim bir gerçektir ve Evrim kuramı da bu gerçeği açıklayan bir mekanizmadir. Şayet ABD'deki akıllı tasarimcilar ve ülkemizde bunun yansımaları olan çevreler, evrim kuramini yanlış olduğunu söylüyorlarsa:

1) Evrim kuramini bilimsel olarak yanlış olduğunu ortaya koyarak çürütmeliler
2) Şayet çürüttüler diyelim; açıklanmayi bekleyen bir Evrim GERÇEĞİ ortada durmaktadır. Buna BİLİMSEL bir açıklama (mekanizma, kuram) bulmalilardir.

Tabiki bu çevreler bunu yapamayacaklardır. Çünkü dertleri bilimsel bir açıklama yapmak değildir keza dertleri bilim de değildir. Dini merkezli bir tartışmadır yaptıkları. Parasal olarak güçlü oldukları için de bu kadar sesleri çıkmaktadır.

Neyse son sözü Darwin'e bırakalım:

"Yaradanın başlangıçta bütün özünü birkaç ya da bir biçime üfürdüğü yaşamı böyle anlayan ve bu gezegen çekimin değişmez yasasına göre dönüp dururken, böylesine basit bir başlangıçtan en güzel, en olağanüstü biçimlerin türemiş ve türemekte olduğunu kavrayan bu yaşam görüşünde gerçekten yücelik vardır."

Not: Darwin'de Evrim kuramı fikrinin oluştuğu meşhur yolculuğunun belgeselini bırakıyorum şuraya, tavsiye ederim.

https://youtu.be/oaYQttr0Id4

Not: Evrim ağacı sayfasının 'Evrimin kanıtlari' videosunu da bırakıyorum, dileyen izleyebilir. Ve bu sayfayı tavsiye ediyorum. Çok faydalı paylaşımlari var.

https://youtu.be/WB0g5zXLXTU

Not: Evrim hakkında sıkça sorulan sorular videosu..

https://youtu.be/WdyZbGRjtsg

Not: Bu kitabı okumanızı öneririm

Evrim Kuramı ve Mekanizmaları
377 syf.
Oncelikle pek manasız olsa da 'spoiler vardır' uyarısı yapayım. Sonra incelemenin başına bir bela gelmesin :D

Bu kitabı yazmak özellikle o devirde büyük cesaret ister. Darwin de yazıp yazmama konusunda tereddüt yaşadığını belirtiyor. Peki neden?

Çünkü o devirde insan, diğer tüm canlılardan ayrı bir sınıflamaya tabi tutuluyor. Bundan ötürü insanın her zaman insan olmadığı daha alt bir versiyondan aşama aşama gelişerek bugünkü halini almış olduğunu söylemek, bence cesaret isteyen bir iş. Darwin'in oldukça tepki toplamış olduğu bir gerçek.

Darwin, insanın yapısındaki güdük diye tabir ettiği organlar ve yapıların; insanın daha az gelişmiş aralarından kalma izler olduğunu söylemektedir. Örneğin: 20'lik diş, apandist, kuyruk kemiği (zaman zaman kuyruklu insan doğumları yaşanmaktadır), erkekteki memeler ...

Ayrıca insanın embriyonel aşamasında belirli bir süre, diğer canlılarla çok benzer hatta aynı olduğu ortaya koyulmuş.

İnsanın evriminde iki önemli mihenk taşı olarak: Ateşin bulunması ve dilin gelişimi gösterilmiş. Ateşi bulan insan, hem eti vb daha kolay yeme imkanı bulmuş hem de etten çok daha fazla yararlanma imkanı... Sonuç olarak beynin gelişimi ile beraber günümüz insanı olma yolunda büyük bir adım atılmış. Dildeki gelişim ise insanın deneyimlerini kültürel olarak aktarabilmesini sağlamış. Bu sayede her yeni nesil, bir önceki neslin aktardığı bilginin üstüne yeni bilgiler ekleyerek medeniyetin dolayısıyla insanın evrimine önemli katkılar yapmış olmuşlar.

Ahlak konusunda ise, insanın topluluk halinde yaşaması bu konuda mihenk taşı görevi görür. İnsanların duygudaşlığı, topluluğun faydasını gözeterek yaşama şansının yükselmesini sağlar.

"Tek başına tutulmak verilebilecek en ağır cezalardan biridir."


Doğada da topluluk halinde yaşayan hayvanlarda duygudaşlik ve kurallara uyum gözlenmiş. Bu konuda şu kitabı öneririm:


Bonobo ve Ateist

Tanrı ve din inanci konusuna da kısaca değinilmiş:

"Her şeye gücü yeten bir tanrının varlığına olan yüceltici inanca insanın ta başlangıçta eriştirildiğini gösteren hiçbir kanıt yoktur..."

diye başlayan bu düşünce de Tanrı kavramının ve tabiki din kavramının insanla beraber evrim geçirdiği fikri mevcut. İnsanın zihni geliştikçe kendisini, doğayı ve evreni anlayışı değiştikçe Tanrı ve din anlayışının da değişime uğradığı savunuluyor kitapta.

Son iki bölümde; insanın soy kütüğü ve insan irklarinin tükenmesi üzerinde durulmaktadir. Bu noktada meşhur soru: İnsan maymundan mi geliyor? akla gelebilir. Bu konuda maymundan ne anladığına bağlı diye cevaplayabiliriz. Bu soruyu soran insanın düşündüğü şekilde değil tabiki olay. Çünkü insanlar şu anki bir maymundan evrildigimizi düşünerek soruyorlar. Ancak şu anki maymunlar da bizler de ortak bir atadan geldik. Bu ata tür, ne günümüzdeki gibi bir insan ne de günümüzdeki bir maymun... Diğer meşhur soru: Şu anki maymunlar neden insan olmuyor? Bu soruya da insandan ne anladığına bağlı değişir diye cevap vermek istiyorum. Şu anki en yakın akrabamiz olan Şempanzeleri baz alırsak; Şempanzeler ile çok uzun zaman önce evrimsel olarak farklı yola girdik. Evrimsel aşamalarımiz başka başka evrelerden geçmiş ve geçmektedir. Yani, şu anki bir şempanze bir gün zihinsel gelişimi artacak olursa yine de bir insan olmayacak. Zihnini daha iyi kullanan bir tür olacak ancak bunun adı insan olmayacak. Sadece adı değil birçok açıdan insandan farklı bir tür olacaktır.

Ata Tür
/ \
A B
/ \ / \
C D E F
....
....
6 / \ 7
İnsan Sempanze

Benim sadece göstermek için yaptığım bu ilkel tablodan anlatırsak; insan olmak için 6. yoldan ve önceki numaralandırmadığim yollardan geçilmesi gerekir. Ancak sempanze ile çok önceden yollar ayrılmıştır ve o artık 7. yoldan evrimine devam etmektedir.

Son sözü Darwin'e bırakacak olursak:

"Böylece, insanın ve bütün öbür omurgalı hayvanların neden aynı genel örneğe (modele) uygun yapılışta olduklarını, neden aynı ilk gelişim aşamalarından geçtiklerini, ve neden genellikle belirli güdüklükleri olduğunu anlayabiliriz. Sonuç olarak, onların soy ortaklığını açıkça kabul etmemiz gerekir.
...

Bu sonuç karşısında duraksamamıza yol açan, yalnızca bizim doğal önyargımız ile dedelerimize yarı-tanrıların soyundan geldiklerini söyleten büyüklenmedir (arrogance)."

Not: İnsanın evrimi belgeseli

https://youtu.be/5_uO-JBjBjU
288 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yazıldığı dönemde yasaklanan yakılan bir şaheser. Savaş karşıtı bir yazarın kitabı. Dönemin iktidarının en sevmediği insan tipi. Buna rağmen bu şaheser korundu ve zamanı gelince yayınlandı.
Bu şaheserin bu kadar az okunmuş olması üzdü beni doğrusu.
Kitabın kahramanı çocuklar. Konu iki olayın etrafında şekilleniyor. Cinsellik ve savaş. Cinselliğin ne olduğunu anlamaya çalışan ve bunu yaparken yanlış yollardan edinen yanlış bilgi ve bunun yarattığı korku. Esas konu ise 1. Dünya savaşını başladığında 12 bittiğinde 16 yaşında olan çocukların gözünden anlatıyor. Savaşın nasıl bir yıkım olduğunu asla kazananı olmadığı arkasında sadece acı açlık yıkım bıraktığını anlatiyor.
1. Dünya Savaşını merak edenlere çocuk gözünden bu eser şiddetle tavsiye ederim.
288 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Cephe gerisinde kalanların gözüyle savaş ne anlama gelir?
1914-18 yılları.. Başta sevinç ve birlik atmosferinde çılgınlıkla savaş yüceltildi. Gidenler ve geri kalanlar için. Tüm sevecenliği ile ideal bir gerçeklik olarak görüldü, savaş. Tüm ulus birdi düşmana karşı. Kahraman ve soylu ölümün adıydı başta savaş. Ufak bir azınlığın çıkarlarına yaradığı gözardı edilerek kanla boyandı bir dönem. Ayaktakımı dendi ölenler için.
Artık madalyalar yüksek statüler elde eden generallerindi. Mermi üreten sermayedarların kârınaydı ölenler.. Sayılar önemsizdi ve uzar uzar giderdi.
Ölüler artınca homurtular başladı yer yer. Bir öğretmen anma töreninde elindeki listeyle tek tek saydı sınırda vurulan askerlerin adını. Savaşa cephe alan öğretmen, eğitim camiasında sindirildi. Bir çocuk cephe gerisinden savaşı deneyimledi, annesiyle beraber. Savaş gerisinde kalan kadınların ve çocukların kenetlenişiydi artık önemli olan. Savaş, başta kutsal bir dava iken sonraları bir iş oldu. Çocukların açlıktan sayılan kemiklerinde hastalığın adı oldu savaş. Savaş o gür sesini yitireli çok oluyordu. Askerler kapitalist düzenin ayırdına vardılar. Onlar için bu ayrımın bedeli ya sürgün oldu ya da bir manga askeri tarafından kurşunlanarak ölmek oldu.

Ernst Glaeser'in bu eseri dönemini öyle etkiledi ki Alman hükümeti onu kara listeye alması uzun sürmedi. Doğru bildiğini kuldan sakınmadı Ernst. Kitapları Erich Maria Remarque gibi Hitler Almanyası'nda yasaklandı ve yakıldı. Remarque gibi yurdundan uzak yaşamak zorunda kaldı. Eserleri ülkesinden uzakta yayımlandı. Bu roman, yazarın uluslararası üne kavuşturan yapıtlarından olduğu gibi Çin, Sovyet Rusya, ABD, İngiltere, Fransa, İsveç, Norveç gibi ülkelerde üniversite öğrencilerine inceleme konusu olarak verilen bir kaynak kabul edildi. Bu roman tarihi bir değer kazanmasının yanı sıra 1914'te başlayan toplumsal değişimin sonuçlarını gözlemlemek adına önemli bir referans oldu.

Cephelerin ardında annelerin ve çocukların bakışı zihnime mıhlandı.
252 syf.
·Puan vermedi
Tüm kanıtları ve hipotezleriyle insan ve onun tarihi...Insan türünün geçmiş ve geleceğini ele alan en kapsamlı ve dikkat çekici eserlerden birtanesi. Aslında Türlerin Kökeni adlı başyapıtta ele alınan konuların daha dar bir çerçeveye yani insan türünün kökenine indirgenmis hali diyebilirim. Açık yürekle ve samimi bir şekilde tamamen bilimsel bir uslup kullanılarak ele alınmış eser. Burada söz konusu bilimsel veri ve deneyleri ele almam imkansız olduğu için yalnızca eserin tetkik ve gözleme yönünün hayli baskın olduğunu ifade etmekle yetineceğim. Kesinlikle ufak çaplı kişisel bir aydınlanma yaratacağı kesindir!Ancak o ne berbat bir çeviridir öyle! Kaynak dile yeterince hakimseniz mutlaka aslını okuyunuz... Saygılar.
224 syf.
·Puan vermedi
Siyasal bilgiler fakültesinde öğrenciliğim sırasında; Hocam Ümit Hassan (Kıbrıslı idi)'ın dersi olan "Türk İslam Düşünce Tarihi"n den bitirme tezi olarak hazırladığım "İslamiyette Genelde Aile, Özelde Kadının Yeri" başlıklı tezimin araştırmaları sırasında okuduğum ve incelediğim eserlerden birisi de bu kitap idi. O zamanlar yasaklı olmasına rağmen bulup buluşturur ve okurduk. ben de öğle yapmıştım. Her zaman ifade ettiğim gibi bir kitabı
ders çalışma ve bir vazifeyi ikmal etme babında ele alırsanız, üzerinizde taşıdığınız fazladan bir yük gibi görürsünüz. O zamanlar benim içinde bu böyle olmuştu... Ama çokça da istifade ettiğimi de itiraf etmeliyim...
520 syf.
·8/10
Öncelikle söyleyeyim; insanın maymundan türediğine yönelik bir şey yazmıyor kitapta. O dönemin mahalle baskısı bugüne göre daha güçlü olduğundan herhalde, insanın diğer canlılarla tek bir atadan geldiği bile doğrudan ifade edilmemiş de ima edilmiş.
Darwin'in teorisi, ancak milyarlarca yıllık gelişiminin doğru bir şekilde izlenebilmesi ile ispatlanabileceğinden (bu yüzden hala teori) yazar dünyanın farklı coğrafyalarındaki farklı bitki ve hayvan örneklerinden oldukça fazla vererek okuyucuyu ikna yoluna gitmiş. Belki tabiata çok fazla ilgisi olmayan okuyucuyu (benim gibi) sıkabilir ama sonuçta ben ikna oldum.
112 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İki kavramın karşılaştırılması ve sosyalizmin gerçekliğini, gereğini sorgulayıp öğrenebilecek iyi bir yapıt diyebilirim. Kapitalizmin bu noktada maaşlı memurlarının hizmetini nasıl yerine getirdiğini, bu işleyişin çürümüş bir sistemin ta kendisi olduğunu görebileceğimiz bir kitap...
128 syf.
·2 günde·7/10
Kitabın içeriğinden önce yazarın dilini eleştirmek gerekirse, kendisi iflah olmaz bir Öztürkçe sevdalısıdır diyebilirim. Dilimizde kalıplaşmış ve benimsenmiş yabancı kökenli sözcükleri kullanmayarak alışagelmedik sözcükleri kullanması kitabın okunmasını epey bir zor hâle getirmiş. Örneğin ıra, hısım, göze, ergin gibi...

Kendisine yöneltilen ''Darwin'in teorisini anlatan popüler bir kitap çevirmeyi de düşünür müsün?'' sorusuna cevaben ''Öyle bir kitap çevirmektense yazarım'' diyerek bu kitabı kaleme almış. Böyle bir kitabı çevirmektense kendisinin yazması çok isabetli olmuş çünkü kendi toplumunun Darwin'e karşı olan tutumunu bildiği için kitabında pek fazla maymun kelimesi kullanmamış. Şakası bir yana Türkiye'nin içtimai şartlarında büyümüş insanlar için böyle bir kitabı yazması gerçekten akıllıca ama yine de kitaba pek fazla rağbet yok anladığım kadarıyla. Oysa zannımca Darwin'in Türlerin Kökeni kitabından önce bir okuyucunun bunu okuması daha sağlıklı olacaktır.

Kitabın içeriğine gelecek olursak eğer, bizim gibi eğitim kurumları ve sistemleri tarafından cahil denilebilecek düzeyde yetiştirilmiş insanlar için biçilmiş kaftan. Yabancı bilim insanlarının kitaplarını okuduğunuz zaman kitabın belirli kısımları karanlıkta kalıyor, kolay anlaşılamıyor. Çoğu bilim meraklısı okur için geçerlidir bu. Bu yüzden başlangıç seviyesi bir kitap denilebilir. Bunların yanısıra Darwin'den yaptığı alıntılara dayanarak Tür nedir, nasıl ortaya çıkmıştır gibi temel konuları anlatıp yaratılış dogmasını da es geçmemiş. Daha sonra Darwin'in hayatını kısa ve öz olarak ele almış. Ardından tekrar evrimle ilgili konulara açıklayıcı ve kısa başlıklar altında değinmiş. Doğal seçme, değişim, mutsayon, eşeysel seçme, güdük organlar, yerbilimsel belgeler, insanın vücut yapısı gibi başlıklarla kitabın sonuna gelmiş ve Darwin ile Malthus, Lamarck, Wallace, Marx, Engels arasındaki ilişkiyi aktarmış.

İlgisi olanlar okumadan geçmesin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Öner Ünalan
Unvan:
Türk Yazar, Çevirmen ve Araştırmacı
Doğum:
Bursa, Türkiye, 5 Ocak 1935
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 27 Ocak 2011
Öner Ünalan, 5 Ocak 1935'te Bursa'da doğdu. 1924'te İskeçe'nin Kurular köyünden (bugünkü Komnina, Xanthi) Türkiye'ye göç eden bir ailenin oğludur. Baba adı Halil, ana adı Ayşe'dir. Bursa Erkek Lisesi'nde okudu. Almancayı ortaokul ve lisede öğrendi.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ni bitirdikten sonra ABD'de eğitim dalında yüksek lisans yaptı. Öğretmen, teknik eleman, danışman (müşavir) ve yönetici olarak çalıştı. 1988'de emekli oldu.

1965 yılında "Karıncayı İncitmeyen Adam" adlı kısa öyküsüyle, Yunus Nadi Armağanı kısa öykü birincilik ödülünü aldı. Çeşitli dergilerde az sayıda öykü ve şiir yayımladı.

1970'ten sonra dil üstüne çalışmalarına ağırlık verdi. Güneş Dil Teorisi, halk dili, Türkçede "ve" sorunu, çevirmek ve dil yenilemek, bilimsel terimlerin Türkçeleştirilmesi, dil-ideoloji ve politika konularında çalıştı.

1977'de Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu ve Ahmet Say ile birlikte, Türkiye Yazıları dergisini çıkardı.

Özellikle dil-ideoloji ve politika üstüne yazdığı inceleme ve derlemelerini Soyut, Türkiye Yazıları, Tan vd. dergilerde yayımladı. Yazılarının bir kısmını "Dil ve Politika" (1993) adıyla kitaplaştırdı. Gene dil üstüne günlük biçiminde yazdığı denemelerini Papirüs'te (1980-1981), Dize'de (1995-1998), ve Evrensel Kültür'de (1998-1999) yayımladı. Yazılarında genellikle Ragıp Gelencik takma adını kullandı.

Öner Ünalan'a göre politika her alana olduğu gibi dile de el atar. Dolayısıyla dil ve dille ilgili sorunlar da politikanın konusu ve aracı olmaktan kurtulamazlar. Ünalan, "Dil ve Politika" adlı kitabının önsözünde şöyle der: "Belirli bir politika, her alanda, dayandığı ideolojiye uygun ve çıkarlarını gözettiği toplum kesimince benimseniveren değer yargıları, önyargılar, kanılar, sanılar ve onlara bağlı belirli bir düşünüş ve davranış yaratır. Bütün bunlar o politikanın kendisi gibi savunulmak gerekir. Politik işbölümünde bu savunmayı üstlenenler, tarihi ve güncel olayları onlara uygun yorumlayıp çarpıtırlar." Bu, teknik bir konu sayılan dilde de kaçınılmaz olarak böyledir. Bu nedenle, savaşılan politika ya da politikaların her alanda olduğu gibi, dil alanında da iyi tanınması gerekir.

Öner Ünalan, dil çalışmalarının yanı sıra, İngilizce ve Almancadan yaptığı çevirilerle, önemli bilimsel yapıtları Türkçeye kazandırdı. Örneğin, Charles Darwin'den "Türlerin Kökeni", "İnsanın Türeyişi" ve "Seksüel Seçme" (Eşeysel Seçme); Albert Einstein ve Leopold Infeld'den "Fiziğin Evrimi"'ni dilimize çevirdi. Ayrıca, Karl Marx'tan "Matematiksel Elyazmaları", Friedrich Engels'ten "Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm", Fidel Castro'dan "Dünya Bunalımı", John Desmond Bernal'dan "Marx ve Bilim" gibi çok sayıda kitap çevirdi. Kimi çevirilerinde Ferhat Gelendeş takma adını kullandı.

Charles Darwin'in bilim tarihindeki yerini "Darwin Ne Yaptı" (1997) adlı popüler bilim kitabında anlattı.

Dil-politika ilişkisi ve dilsel sorunlar üzerine yazdığı ve çeşitli dergilerde yayımladığı günlüklerini "Dil Günlüğü" (1999) adıyla kitaplaştırdı. Kitap, ölümünden sonra 2012'de yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 263 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 449 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.