Gelememeyi sen anlat,
Gidememeyi ben anlatayım.
Gözüm değil gönlüm kaldı,
Beklemek değil özlemek yordu.
Hani derler ya;
Aşk arafta bir yoldu,
Giden gitti dönen yoktu.
Ve ekler Nazım Hikmet
mektubun sonuna,
Herkese selam, sana hasret...
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.
Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün.
Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?
Cahit Sıtkı Tarancı
Ateş oldum,
yanıp tutuştum kendi düşüncelerimden.
Niye bu katılık,
bu güvensizlik,
bu nefret?
Derisini değiştirmeyen yılan,
kafasını değiştirmeyen insan
ölmeye mahkumdur.
Sadece bir aptal sürekli taşlara
ya da insanlara takılır.
Bazı sırlar vardır,
yalnız dostlara anlatılacak.
Bazı sırlar vardır,
dostlara bile anlatılmayacak.
Bazı sırlar vardır,
kendimize bile açıklanmayacak.
Neyse...
Doğrular ve yanlışlar yoktur,
sadece yorumlar vardır.
Beni anlamıyorlar.
Ben, bu kulaklara göre ağız değilim.
Karşılığında bana yoldaşlık sunmayan kişilerin, yalnızlığımı çalmasından nefret ederim.
Friedrich Nietzsche