Barış Daştan

Okuyucu
Tenbih: Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır.. öyle de; suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve manayı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır. Hattâ bir nükte-i zarafet için veya kafiyenin hatırı için, çok edib edebde edebsizlik etmeye şimdiden başlamışlardır. Evet lafza zînet verilmeli, fakat tabiat-ı mana istemek şartıyla.. ve suret-i manaya haşmet vermeli, fakat mealin iznini almak şartıyla.. ve üslûba parlaklık vermeli, fakat maksudun istidadı müsaid olmak şartıyla.. ve teşbihe revnak vermeli, fakat matlubun münasebetini göze almak ve rızasını tahsil etmek şartıyla.. ve hayale cevelan ve şaşaa vermeli, fakat hakikatı incitmemek ve ağır gelmemek ve hakikata misal olmak ve hakikattan istimdad etmek şartıyla gerektir. (İkinci Makale/Birinci Mes'ele) Muhakemat - 88
Sayfa 88 - Envar neşriyat
Reklam
أعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَأَعُوذُ بِهَا فَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ منك لا أُحْصِي ثَنَاءَ عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا اثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ «Allah'ım! Gadabından rızana, ukubetinden afiyetine ve senden sana sığınırım. Sana lâyık bir senå He seni senâ etmekten âcizim. Sen, kendi Zát-ı Kibriyânı nasıl övdünse öylesin.» (897) sözünden şöyle anlamışlardır: Ona «secde et ve yaklaş diye emredildi. O da yakınlığı secdede buldu ve önce ilâhi sıfatlara nazar ederek Al-lah'ın bazı sıfatları ile bazı sıfatlardan yine Allah'a sığındı. Çünkü rıza ve gadap ayrı ayrı iki sıfattır. Sonra daha üstün bir yakınlığa yük-selerek sıfattan zâta terakki etti ve «senden sana sığınırım dedi. Sonra sığınmaktan haya edecek şekilde daha üstün bir mertebeye yükseldi. Medih ve senâya iltica ederek, Allah'tan başka şeyden ayrıl-dığını, kendisinin de fånîliğini itiraf ederek «sana layık bir şekilde seni senâ edemem, bunları saymaktan acizim dedi. Sonra tamamen ku-surunu itiraf ederek: «Sen kendi zâtını nasıl senå ettinse öylesin» de-di. İşte bunlar, kudsi basîret ve nûrlu kalb sahiblerine keşfolunmuş hâ-tıralardır.
Sayfa 839·Kitabı okuyor
İşte onun için bu medeniyet-i hazıra, beşerin yüzde seksenini meşakkate, şekavete atmış; onunu mümevveh saadete çıkarmış, diğer onu da beyne-beyne bırakmış. Saadet odur ki, külle ya eksere saadet ola. Bu ise ekall-i kalilindir. Nev'-i beşere rahmet olan Kur'an ancak umumun, lâekall ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Hem serbest hevanın tahakkümüyle, havaic-i gayr-ı zaruriye havaic-i zaruriye hükmüne geçmişlerdir. Bedâvette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç ve fakir etmiştir. Sa'y masrafa kâfi gelmediğinden hileye harama sevketmekle, ahlâkın esasını şu noktadan ifsad etmiştir. Cemaate nev'e verdiği servet haşmete bedel, ferdi şahsı fakir, ahlâksız etmiştir. Kurûn-u ûlânın mecmu-u vahşetini bu medeniyet bir defada kustu! (Sünuhat/Rü'yada Bir Hitabe) Sünuhat - 46
Sayfa 48
Kur'ân-ı Kerim'i okumanın dereceleri üçtür: a-Kur'ân okuyan, kendisini Allahu Teâlâ'nın huzûrunda imiş ve Allahu Teâlâ onu dinliyormuş gibi farzederek okumalıdır. Şübhe-siz bu vaziyetteki insân, yumuşak, mülayim ve mütevazi olur. b-Bizzat Allahu Teâlâ'nın kendisini görerek lütfiyle hitab ettiğine, in'âm ve ihsâniyle kendisine münadatta bulunduğuna inan-maktır. Bu anlayış ile Kur'ân-ı Kerim'i okuyan kimse, hayâ ve ta'zim ile Kur'ân'a eğilir ve onu anlamağa çalışır. c-Kelâmda mütekellimi, kelimelerde ise mütekellimin sifat-larını müşâhede etmektir. Yani konuşanın keyfiyetini sözlerinde mü-şåhede ile ahlâki vaziyetini sözlerinin mânâsından anlamaktır. Bu anlayış ile okuyanın nazarı, kendisine, okumasına veya in'âmın ken-disine taallûk etmesine değil, doğrudan mütekellime, konuşana yö-nelmek âdeta O'nu görüyormuş gibi bütün gönlünü ve düşüncesini O'na bağlamaktır.
Sayfa 816·Kitabı okuyor
Allah'ın nuru ile nurlanan bir gönlün semasını hangi bulutlar kaplayabilir? Her an huzur-u İlahîde bulunmak bahtiyarlığına eren bir kulun ruhunu, hangi fâni emel ve arzular, hangi zavallı teveccüh ve iltifatlar ve hangi pespaye gaye ve ihtiraslar tatmin, teskin ve teselli edebilir? Allah'tır onun yârı, mürebbisi, velisi Andıkça bütün nur oluyor duygusu, hissi Yükselmededir marifet iklimine her an Bambaşka ufuklar açıyor ruhuna Kur'an Kur'an ona yâdettiriyor "Bezm-i Elest"i Âşık, o tecellinin ezelden beri mesti... (Tarihçe-i Hayatın Önsözü) Asa-yı Musa - 259
Sayfa 259 - Envar neşriyat
Reklam