Barış Tutumeri

Barış Tutumeri
@baristutumeri
رَبِّ هَبْ لٖى حُكْمًا وَاَلْحِقْنٖى بِالصَّالِحٖينَ Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır! Bediüzzaman Said Nursî Risale-i Nur Külliyatı
10/10
·156 syf.··
Beğendi
·
2024 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Kasım 2024 20:49
"El-Hüccetü’z-Zehra" “Şualar” isimli eserin son şuâsı olan “On Beşinci Şua” Risalesidir. "Zehra" kelime olarak ay gibi parlak manasına gelirken, "hüccet" delil demektir. İki kelime bir araya gelince “çok parlak delil” mânasına geliyor. "El-Hüccetü’z-Zehra" Risalesi, “En parlak vahdaniyet ve iman delilleri” demektir. Bu risale, Üstad'ın Afyon hapsinde yazdığı, imanın ispatına dair en son risalesidir. Üstad, risalenin girişinde bizzat kendisi bu eseri şöyle tarif eder: Bu ders zahiren küçük, hakikaten pek büyük ve çok kuvvetli ve çok geniş bir risaledir. Hem benim tefekkürî hayatımın, hem Nur'un tahkikî hayat-ı maneviyesinin ilmelyakîn, aynelyakîn ittihadından çıkan bir meyve-i imaniye ve firdevsî bir semere-i Kur'aniyedir. (Şualar 597.sh - Risale-i Nur) El-Hüccetü’z-Zehra risalesi iki makamdır. Birinci makamı üç kısımdır. Birinci kısım bir cihette “İsm-i Azam” mertebesini taşıyan ve namazlardan sonra okunması sünnet-i müekkede olan “Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh… (ilâ-âhir)” zikrinin on bir kelimesinin delilleri ve hüccetleridir. İkinci kısımda Fatiha-i Şerife’nin imanın rükünlerine ve hüccetlerine olan delâleti ispat edilmiştir. Üçüncü kısımda ise; ilk iki kısımda Kelime-i Şahadet’in birinci kelâmı olan “Lâ ilâhe illallah” kelâmının delilleri ve hüccetlerini gösterdiği gibi bu üçüncü kısım da “Muhamme’r-Resulullah” cümlesinin delillerini “Fetih Sûresinin son âyetinin tefsirini yaparak bir Mukaddime” ve iki “İşaret” ve “On beş şahadetle” ispat etmektedir. İkinci makam ise Fatiha’nın son âyetinde geçen “mağdub” ve “dâllîn” güruhunun yanlışlarını göstererek “hidayet” yolu olan peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin hak ve istikamet üzere olan yolunu ispat eden ve “Tevhid”in en anlaşılmayan ve tartışmalı olan “ilim, irade ve kudret”
Din
Elhüccet-üz ZehraBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat · 2008236 okunma
Reklam
Puan vermedi·
Risale-i Nur, insanın mahiyetini, vazifesini ve nereden geldi? Nereye gidiyor? Yaratılışındaki hikmetleri nelerdir? Kur'ân'ın bu asır fehmine göre açıklıyor. İman Hakikatlerini öyle izah ediyor ki, neredeyse perdeyi kaldıracak derecede ispat ve akıllarda şek, şüphe bırakmıyor. Risale-i Nur sadece akıl ile anlaşılan bir eser olmadığı, hem kalbi hem ruhu hem vicdanı hem nefsi hem bütün letaifleri beslediği için, insan mahiyeti itibarı ile tam istifade ediyor. Yani akıl ile her meselesini tam anlayamasa da diğer letaifler hisselerini alıyor. Kur'ân dersi olan Risale-i Nur bütün letaifleri inkişaf ettirdiği için, insan kısa bir zamanda çok mühim imani mertebeler kazanıp, tahkikî imanı elde edebiliyor. Risale-i Nur Külliyatı, Kur'ân'ın ahirzaman insalarına bir hitabı, bir dersi, bir tefsiri olduğu için, sadece bir kişi veya cemaatin değil, bütün insanların maddi manevi istifade edebileceği eşsiz ve harikulade eserlerdir. Milyonlarca Nur Talebesi bu sözü tasdik edip, insanlığın bu eserlerden yararlanması için her türlü fedakarlığı yapmış ve yapmaktadır.
Din
Risale-i Nur KülliyatıBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 0855 okunma
10/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2022 59. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Kasım 2022 22:44
Van'dan Şam'a gider. Şam ülemasının ilhahı ve ısrarı üzerine, Câmi-ül Emevî'de on bine yakın ve içerisinde yüz ehl-i ilim bulunan azîm bir cemaate karşı bir hutbe îrad eder. Bu hutbe fevkalâde takdir ve tahsin ile kabule mazhar olur. Bilâhere buradaki hutbesi, "Hutbe-i Şamiye" namıyla tab'edilmiştir. Bu Hutbe-i Şamiye; İslâm âleminin içinde bulunduğu maddî manevî hastalıkların nelerden ibaret bulunduğunu, felâket ve esarete hangi sebeblerden dolayı maruz kaldıklarını bildiren ve buna karşı çare-i halas gösteren ve bundan sonra İslâmiyet'in zemin yüzünde maddî-manevî en yüksek terakkiyi göstereceğini, İslâmî medeniyetin kemal-i haşmetle meydana geleceğini ve zemin yüzünü pisliklerden temizleyeceğini delail-i akliye ile isbat eden, müjde veren çok kıymetdar, bütün müslümanlara, hattâ insanlığa şamil bir derstir, bir hutbedir. (Tarihçe-i Hayat 88.sh - Risale-i Nur) Kırk sene evvel Şam'daki Câmi-i Emevî'de Şam ülemasının ısrarıyla içinde yüz ehl-i ilim bulunan onbin adama yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders risalesindeki hakikatları bir hiss-i kabl-el vuku' ile Eski Said hissetmiş, kemal-i kat'iyyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî ve yirmibeş sene bir istibdad-ı mutlak, o hiss-i kabl-el vukuun kırk elli sene te'hirine sebeb olmuş ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslâmiyette başlamış. Demek bu pek ehemmiyetli ders, zamanı geçmiş eski bir hutbe değil, belki doğrudan doğruya 1327'ye bedel, 1371'de ve Câmi-i Emevî yerine âlem-i İslâm câmiinde üçyüz yetmiş milyon bir cemaate hakikatlı ve taze bir ders-i içtimaî ve İslâmîdir, diye tercümesini neşretmek zamanıdır tahmin ederim. Said Nursî
Din
Hutbe-i ŞamiyeBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat · 2019456 okunma
10/10
·375 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2023 11:49
Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâki varken, Başka bürhan aramak aklıma zâid görünür. Elde Kur'ân gibi bir bürhân-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir? Bu Mu'cizât-ı Kur'âniye Risalesi'ndeki ekser âyetlerin herbiri, ya mülhidler tarafından medâr-ı tenkid olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şüphelerine mâruz olmuş âyetlerdir. İşte bu "Yirmibeşinci Söz" öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlarını ve nüktelerini beyan etmiş ki, ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar, i'cazın lemeâtı ve belâgat-ı Kur'âniye'nin kemâlâtının menşe'leri olduğu, ilmî kaideleriyle isbat edilmiş. Bulantı vermemek için onların şüpheleri zikredilmeden cevâb-ı kat'î verilmiş. Kur'ân Nedir? Târifi Nasıldır? Elcevap: Kur'ân, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi... Ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvî dillerinin tercüman-ı ebedîsi... Ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri... Ve zeminde ve gökte gizli Esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı... Ve sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı... Ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı... Ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniye'nin hazinesi... Ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi... Ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası...
Din
Mu'cizat-ı Kur'aniye RisalesiBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat Yayınevi · 2009196 okunma
10/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2022 63. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2022 14:33
Şu Otuzüç Pencereli olan Otuzüçüncü Söz, imanı olmayanı inşâallah imana getirir. İmanı zaîf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlettirir. İmanı geniş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir; daha nurani, daha parlak manzaraları açar. İşte bunun için, "Bir pencere bana kâfi geldi, yeter" diyemezsin. Çünki senin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise; kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh herbir pencerenin ayrı ayrı faideleri vardır. Mi'rac Risalesi'nde asıl muhatab, mü'min idi; mülhid ikinci derecede istima' makamında idi. Şu risalede ise muhatab, münkirdir; istima' makamlarında mü'mindir. Bunu düşünüp öylece bakmalı. (Otuzüç Pencere 76.sh - Risale-i Nur)
Din
Otuzüç PencereBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat · 1985541 okunma
Reklam