Alışık olmadığımız bir konu ve anlatım tarzı
Konusu ilginç geldiği için okudum fakat okudukça yer yer zorlama yer yer ise klişe buldum. Yazarın konuyu işleme tarzı güzel olsa da kitap boyunca bende oluşturduğu merak duygusunu tatmin eden bir son ile karşılaşmadım. Yine de bana güzel zaman geçirten, farklı bir kitaptı. Bitirdiğimde bir süre kendime gelmem gerekti. Bu hissi her kitap yaşatmıyor, yukarıda yaptığım olumsuz eleştirilere rağmen sırf bu his için bile okumaya değer diyerek yorumumu sonlandırıyorum.
Bir Son DuygusuJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20213,543 okunma
Oxford'da eğitim gören Barnes, 1960'lı yıllara dair anılarında yolculuğa çıkıyor. Ve okul arkadaşı Stephen ve Jean hatırına geliyor. Tanışmalarına vesile olmuş, birlikteliklerinin mezuniyet sonrası da süreceğini düşünürken ayrılıkları ile hayal kırıklığına uğramış. Ve sonra aradan yıllar geçmiş, Stephen ile tekrar yolları kesişmiş. ikinci kez Jean ile bir araya gelmelerine aracılık eden Barnes o sıralarda kanserle mücadele etmektedir. İkilinin ilişkisinde yaşanan olumsuzluklardan kendisini sorumlu tutmaya başlar. Zira artık hiçbiri yıllar önceki gibi değildir...
Aslında toplamda kırk yıllık bir hikayeyi anlatıyor olsa da, gerçek hayattan kesitler sunması, yazarın birinci anlatıcı olması, kitabı roman havasından çıkartıyor. Benim okuduğum ilk Julian Barnes kitabı idi. Hafıza, kayıplar, hastalıklar, bilinç, ayrılıklar gibi konulara değinen bu otobiyografik anlatıda sıklıkla Proust'un, ıhlamura batırılmış madlen keki dahil, kulaklarını kulaklarını çınlatmış Barnes. Alıntıların sebebi ise aynı fikirde olması değil tam tersine onunla aynı fikirde olmadığını göstermek. Yazar bu kitabı için 'son' kitabım demiş ve hastalığından tüm içtenliğiyle bahsetmiş. Barnes sevenlerin muhakkak edinmek isteyeceği bir kitap bu. Ben de kitaplığımdaki diğer üç kitabından birini seçip okuyacağım.
Kitap üzerine uzun uzun yazmayacağım ama kitabın bana düşündürdükleri üzerine kısaca bir şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle çok ama çok uzun zaman önce Umag kültürde Mehmet Eroğlu'nun da ders verdiği bir yazarlık atölyesine katılmıştım. Orada Eroğlu bize bir kitap listesi vermiş ve kursun sonunda Tatar Çölü'nü okumamızı istemişti. Son derste ise Tatar Çölü'nü ele alan bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma, hayatım boyunca dinlediğim konuşmalar içinde ki işim gereği belki yüzlerce dinlemişimdir, beni şimdiye değin en çok etkileyenlerden biridir. Çok uzatmadan söyleyeyim; yarına ötelediğimiz tüm beklentilerimizin aslında bizi ölgünleştiren bir varoluşu nasıl ürettiğini ve en zoru bu trajik varoluşun her tercihi kuşatan özsel bir yanı olduğunu anlamıştım. Bu kitapta tam da Tatar Çölü gibi yaşamın o özsel yanına dair bize, elbette bence çok açık bir şeyi söylüyor. Kim olduğumuza dair imgemiz aslında hiç de kim olduğumuza karşılık gelmez; bu anlamda kendi geçmişimizi işimize geldiği gibi değiştirir ve sonuçta onu anlayıp kendimizi anladığımız şeyler üzerinden meşrulaştıracağımız bir bağlamda yeniden inşa ederiz. Bu çoğunlukla ahlaken kendimizi kurduğumuz bir hayal dünyasıdır. Bazı bazı bu dünyayı sarsan karşılaşmalar yaşar ve kim olduğumuza dair ne denli yanıldığımız konusunda şaşkınlığa düşeriz. Oysa çoğunlukla bu anlar da unutulmaya yazgılıdır; zira hiç kimse kendi bütünlüğünü parçalayacak ve onu bildiği yolun dışına itecek bir yolu, yol olarak görmez.
Bir Son DuygusuJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20213,543 okunma
Kendimi aldatılmış hissettim. Bir kitap, kendi gerçekliğinden bu kadar kopartılıp nasıl böylesine süslü bir Hollywood aldatmacasına dönüştürülebilir? Üstelik kitaptaki Holly Golightly, filmdeki Audrey Hepburn imajının aksine, tam da bu aldatılma duygusunu hissettirecek bir karakter.
Daha sonra Soğukkanlılıkla ile edebiyat tarihinde bambaşka bir yere oturacak olan Truman Capote’nin —ki 2005 yapımı biyografik filmi Capote muazzamdır— 1958 tarihli Tiffany’de Kahvaltı kitabı, belleklerimizde çoğu zaman Audrey Hepburn’ün siyah elbisesi, vitrinin önünde içilen kahve ve romantik bir şehir anlatısı olarak kalmış olsa da, metnin kendisine dönünce çok daha sert ve çok daha gerçekçi bir hikayeyle karşılaşıyoruz. Filmin aksine kitapta Capote bir aşk hikayesi anlatmıyor; New York’ta kendine yeni bir isim, yeni bir yüz ve yeni bir hayat yaratmaya çalışan Holly Golightly’nin etrafında, insanlığın en eski yara izlerinden birine elini gezdiriyor; insan geçmişinden gerçekten kaçabilir mi, yoksa kaçış dediğimiz şey yalnızca geçmiş suretimizin daha şık giyinmiş hali midir?
Kitabın meşhur Holly Golightly karakteri hakkında onlarca yazı, hatta akademik makale bulmak mümkün; ama Holly’yi sadece “özgür ruhlu kadın” kalıbına indirgeyemeyiz. Zira o, asıl adı Lulamae Barnes olan, taşradan ve erken yaşta içine düştüğü hayattan kaçıp New York’ta kendini baştan yaratmaya çalışan bir kadın. Fakat bu yeni bir Holly yaratama girişimi, özgürleşmeden çok, kırılgan bir kabul edilme çabası gibi duruyor. Holly erkeklerle yemeklere çıkıyor, partilerde dolaşıyor, zengin adamların ilgisini, hediyelerini ve parasını kendi hayatını sürdürmenin bir yolu olarak kullanıyor. Fakat bunu yaparken tam anlamıyla güçlü de değil, tam anlamıyla kurban da değil. Capote’nin karakterini ilginç kılan şey de aslında bu;
Hikâyenin ana kahramanı Tony Webster, kırk yıl önce yaşadığı bazı olayları anımsar ve onları zihninde gelişigüzel bir sıraya dizerek bize aktarıyor.Kitap bu şekilde ilerlerken Tony Webster, bir mektup alır ve herşey bir anda bambaşka bir konuya dönüşür. Mektupta eski yakın arkadaşının ölmeden önce kendisine bir günlük bıraktığını öğreniyor. Günlüğe ulaşmak için eski kız arkadaşına ulaşması ile ilerleyen kitap, Tony 'nin geçmişiyle olan hesaplaşmasına ,kendisiyle olan karşılıklı diyaloğuna dönüşüyor.Aslında hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığını farkettiği anları büyük bir merakla okuyorsunuz :) Eski kız arkadaşının sürekli " Anlamıyorsun, hiçbir zaman anlamadın, anlamayacaksın " cümlesini tekrarlamasına tanık olup kitabın sonuna kadar neyi anlamadı acaba diye merakla ilerliyorsunuz Ama sürpriz :) Tony hiçbir zaman o cümleyi somut olarak duyamıyor ve okurda öğrenemiyor. Sanırım yazar burada sonu sizin hayal dünyanıza bırakıyor. Bu güzel ama ben Tony'nin anlayıp anlamadığınıda öğrenmek isterdim.. Yada kendi anladığımı keşke ona aktarabilsemde adamcağız işkenceden kurtulsa diyede düşünmedim değil :)
Kitap başta çok ağır ve sıkıcı gelebilir. Asla yeni kitap okumaya başlamış birisine uygun değil.
Konuşma çizgisi kavramı olmadığı için düz metinmiş gibi algılayıp bir anda diyalogun içinde buluyorsunuz kendinizi. Ama alıştığınızda keyifli gelmeye başlıyor. Ortalarına doğru asıl konuyu anlayıp kitaba daha sıkı sarılıyorsunuz.
Ben yazarın diğer kitaplarınıda deneyimleyeceğim.İlk kez okuyacak olanlar bu kitabından başlamasın diyeceğim ama hepside aynı formattamı bilmiyorum :)
Kitap okumaya gönül vermiş, birçok baş yapıtı okuyup anlayabilmiş okurlara tavsiyemdir.
Bir Son DuygusuJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20213,543 okunma
Bir Son Duygusu benim için farklı bir okuma deneyimi oldu. Yoğun bir anlatıma sahip olmasına rağmen bir an bile sıkmayan, temposu yavaş yavaş işlese de insanı kendi içine çeken bir kitaptı. Öyle hızlı akan olaylarla değil; hislerle, düşüncelerle ve karakterlerin iç dünyasıyla ilerliyor. Buna rağmen sürekli merak duygusunu canlı tutmayı başarıyor.
Kitabı okurken en çok hoşuma giden şeylerden biri sahnelerin inanılmaz doğal hissettirmesiydi. Olaylar kurgu gibi değil de sanki gerçek hayatın içinden alınmış bir kesit gibiydi. Karakterlerin konuşmaları, düşünceleri, sessizlikleri… Her şey o kadar gerçekti ki bazen onları okumaktan çok yanlarında oturup olanları izliyormuş gibi hissettim.
Ve sonu... Uzun zamandır bir kitabın bende böyle bir etki bıraktığını hatırlamıyorum. Öyle bir şekilde bitiyor ki kitap boyunca anlatmak istediği şeyi aslında ne kadar ustalıkla kurduğunu sonradan fark ediyorsunuz.
Kitap bittiği anda hemen inceleme yazamadım. İçimde, göğsümde kalan bir his vardı; önce onu biraz sindirmem gerekti.
Şöyle bir dönüp kendi hayatımı düşündüm. Hepimizin hayatında, o an doğru olduğuna inanarak yorumladığı ama belki de yıllar sonra bambaşka anlamlar yükleyebileceği şeyler var olabilir miydi? Acaba ben de bazı olayları yanlış anlayarak, eksik görerek ya da kendime göre şekillendirerek bugün olduğum noktada mıyım?
Belki de farklı bir yerde olabilecekken bambaşka bir yerdeyiz. Kitap tam olarak bu düşünceyi zihnime bıraktı.
Gerçekten çok güçlü bir kurguya sahipti. Özellikle finali beni çok etkiledi. Bu kitapta, hikaye bitmiş de olsa, senin hikayen devam ediyor ...
Puanım 10/10 .
Okumak isteyenlere keyifli okumalar olsun;
Bir Son DuygusuJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20213,543 okunma