Bu kitabın amacı , kim olmak istediğimizi seçme fikrinin ve “kendin ol “ buyruğunun nasıl olup da daha çok özgürlük getirmektense bizi daha kaygılı ve doyumsuz hale getirerek aleyhimize işlemeye başladığını incelemek .
Dizginsiz tüketim insanları kendilerini tüketmeye itme eğiliminde ; kendine zarar verme , anoreksi , bulimia ve bağımlılıklar bunun en bariz biçimlerini teşkil ediyor .
Gelişmiş dünyada yaşamlarımızı kişiselleştirip kusurlaştırmamızı sağlaması gereken bu seçenek artışı , nasıl olup da daha çok doyum yerine daha büyük bir kaygı, daha büyük bir yetersizlik ve suçluluk duygusu doğuruyor ? Ve insanlar niye bu kaygıyı hafifletmek içim pazarlamacılardan ya da yıldız fallarından rastgele tavsiyeler almaya , kozmetik endüstrisinden güzellik tüyoları almaya , mali danışmanların ekonomi tahminleriyle yön bulmaya ve kişisel gelişim yazarlarının ilişki tavsiyelerine uymaya razı oluyorlar ? Her geçen gün daha fazla insanın bu sözde uzmanlara riayet ettiği göz önüne alındığında , aslında bu seçme yükünden kurtulmaya gitgide daha hevesli oluyormuşuz gibi görünüyor .
“Bence yaşamamızda kendimiz çok fazla şeyden sorumlu hissediyoruz . Mesleğimize , çocuklarımıza , evliliğimize karşı sorumluluklarımız var . Ne yapacağını başka birinin söylemesi insanı rahatlatıyor.”