Bilinmeyen bir dilin uğultulu kitlesi çok hoş bir koruma oluşturur, yabancıyı (ülkenin ona düşman olmaması koşuluyla) ana dilin tüm sapmalarını: konuşan kişinin bölgesel ve toplumsal kökenini, ekin, akıl, beğeni düzeyini, içinde kendi kendini kişi olarak kurduğu ve sizden onaylamanızı istediği imgeyi kulakla rında durduran bir sesli zarla sarar. Bu nedenle, yabancı ülkede ne kadar rahattır insan!
Saussure'ün keşfi, şiirin iki katmanlı oluşuydu. Bu çevrikleme olgusunu bir kez algılayan Saussure için, artık onu her yerde bulmak mümkündü; adeta bununla kuşatılmıştı; ilk anlamın uğultusunda, görünüşte dize boyunca yayılmış birtakım harflerin birleşmesiyle oluşmuş, gösterişli bir ad duymadan bir dize dahi okuyamıyordu.
Kadının temel ayrımında saç Kadının kendisidir. Şiirsel açıdan, bütün bir maddedir ve denize ait ya da bitkiyle ilgili büyük yaşamsal çevreye, okyanus ya da ormana yakındır; erkeğin, içine daldığı mükemmel fetiş nesnesidir (Baudelaire).
Düşsel bir halk tasarlamak istersem, ona uydurma bir ad verebilirim, onu açıktan açığa romansı bir nesne olarak ele alabilir, düşlemimde hiçbir gerçek ülkeye gölge düşürmeyecek biçimde,
Silüet sözcüğü, etimolojisi gereği hem anatomi ile hem de anlam bilimle ilgili tuhaf bir nesnedir; bariz bir biçimde bedenin resim olmuş halidir; bir yandan ana hatları özenle çizilmiştir, öte yandan içi boştur. Bu resim-beden, esas olarak toplumsal bir göstergedir; hiçbir biçimde cinsellik içermemektedir; silüet, birinin yerine geçse de, hiçbir zaman çıplak değildir; silueti soyamazsınız; bunun nedeni çok fazla gizemli oluşu değil, gerçek resmin aksine yalnızca çizgi (gösterge) oluşudur.