Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışmasını sağlamak için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ben'ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. Ben'in çekip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor; ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile, yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız; belleğimiz; onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki zaman zaman o aynayı parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimizi görebilelim.
İnsan, sevdiği adamın karşısında özlemle yanabilir; onun gelecekte var olmayacağını seziyorsa; sevdiği adamın ölümü, görülmemekle birlikte daha o zamandan varlığını duyuruyorsa.
Oğlunu toprağa verdiğinde, yavrucak daha beş yaşındaydı. Daha sonra, tatil yaptıkları sırada, görümcesi ona şöyle dedi: "Kendine kahrediyorsun. Bir çocuk daha yapmalısın. Ancak böyle unutabilirsin." Görümcesinin uyarısı içini daralttı. Yavrusu: yaşam öyküsü olmamış varlık. Sonradan gelenin kısa sürede sileceği bir gölge. Ama o, yavrusunu unutmak istemiyordu. Onun, yeri doldurulamaz varlığını savunuyordu. Geleceğe karşı, bir geçmişi savunuyordu, zavallı küçük ölünün önemsenmemiş, hor görülmüş geçmişini.