Çünkü bu kitapları okumak, insanın duyuları üzerinde tuhaf bir şekilde bir katarakt ameliyatı etkisi yapıyor; ondan sonra daha iyi görebiliyorsunuz; dünya, gözünüze örtülerinden Kurtulmuş ve daha yoğun bir canlılığa kavuşmuş gibi geliyor.
Entellektüel özgürlük maddiyata dayanır... Ve kadınlar, sadece iki yüzyıldan beri değil, oldum olası, ezelden beri yoksul olmuşlardır... İşte ben o yüzden paranın ve kendine ait bir odaya sahip olmanın önemi üzerinde o kadar çok durdum.
Önemli olan, yazmak istediğinizi yazabiliyor olmanızdır; yazdıklarınızın çağlar boyunca mı yoksa birkaç saat için mi önemli olacağını da kimse bilemez.
Müfettiş Morse ile ilk tanışmam Endeavour dizisi ile oldu. Dizi kitap serisinden öncesini, yani Morse’un gençlik yıllarını anlatıyor. İngiliz polisiyesini çok seven biri olarak 1960’ların Oxford sokaklarında geçen bir dizi beni hemen içine çekmişti zaten. Mylos Kitap’ın da seriyi tercüme etmeye başladığını öğrenince inanılmaz sevinmiş ve ilk kitabı satın almıştım. Serinin devamını da merakla bekliyorum.
Kitaba dönecek olursak; Colin Dexter ın kurgu dedektifi Morse, polisiye severlerden oluşan camiada İngiliz birasına düşkünlüğü, klasik müziğe olan sevgisi ve bulmaca tutkunu olmasıyla tanınır. İlk kitapta karakterin bu özellikleri çok yoğun işlenmiyor ancak tüm ipuçları verilmiş. Ayrıca ilk kitap, seri boyunca Morse’un maceralarına eşlik edecek olan yardımcısı Başpolis Lewis ile nasıl tanıştığını da anlatıyor.
Morse çoğu zaman aksi ve huysuzdur. Kadınlarla ilişkileri asla istediği gibi gitmez. Kuralları esnetmekten çekinmez ama adalet duygusu ağır bastığı için de asla “bu defa çizgiyi çok aştı” demezsiniz.
Lafı çok da uzatmaya gerek yok. Morse, çok ama çok sevdiğim bir kurgu karakter. Serinin devamının da dilimize kazandırılmasını iple çekiyorum.