Dinlenmenin hiçbir şey yapmamak değil, bir şeyler ama farklı bir şeyler yapmak anlamına geldiğini göz önüne alarak, çalışma ve dinlenme süreçlerinin nasıl bir nöbetleşme içinde olması gerektiğine ve bu farkın ne olması gerektiğine de karar vermelisiniz.
Bu önemli bir kitaptır, diye varsayar eleştirmen, çünkü konusu savaşla ilgili... Bu kitap beş para etmez, çünkü misafir odasındaki kadınların duygularını irdeliyor...
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; bu seriye başlamanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Hazır havalar da soğumuşken iyi yazılmış bir kuzey polisiyesi okumak çok keyifli olmaz mı?
Yazar Henning Mankell in karakter tasvirlerine özellikle bayıldım. Birçok ayrıntı içermesi karakterleri çok daha gerçekçi bir hale getiriyor.
Biraz da Kurt Wallander’den bahsedelim: Bütün kavgalarını kafasında yaşayan, hayatın içine sıkışmış, çıkışı da işkolik olmakta bulmuş bir anti kahraman. İstikrar tutturabildiği tek şey mesleği, belki de bu yüzden işine bu kadar sıkı tutunmuş bir vaziyette.
Kitabın konusuyla ilgili bilgi vermeyeceğim. Birçok incelemede konusu da anlatılmış. Dileyen onlara bakabilir.
Burada tutmuş, Elizabeth döneminde kadınların neden şiir yazmadıklarını sorgulayıp duruyorum ama onlara ne gibi bir eğitim verildiğinden, okuma yazma öğretilip öğretilmediğinden, kendilerine ait odalarının olup olmadığından, içlerinde kaçının yirmibir yaşına gelmeden önce anne olduğundan, kısacası sabahın sekizinden akşamın sekizine kadar neler yaptıklarından emin bile değildim.
Kitap üzerine fazla bir şey söylemeye gerek yok aslında.
Bağımsız ve güçlü kadın hikayesi olacak gibi başlayan kitap, ilk birkaç sayfada anında bir erkeğin yörüngesine hapsolan kadın hikayesine döner.
Zaman kaybı. Daha iyilerine layık olduğumuzu düşünüyorum.