“ İşimin ağırlığı omuzlarımda yük olduğu zamanlarda, ölümü yenmemizle kaybettiğimiz şeylerin yasını tutuyorum. Dini ve kendi kurtarıcımız, kendi tanrılarımız haline geldiğimizde çoğu inancını nasıl ortadan kalktığını düşünüyorum. İnsanın kendinden büyük bir şeye inanması nasıl bir şeydi acaba? Kusurlu olduğunu kabul edip asla erişemeyeceğimiz bir varlığa yüzünü  dönmek mi? İnsanı teselli eden bir yanı olmalıydı bunun. Korkutucu bir şey olmalıydı . İnsanları sıradandıktan kurtarırken bir yandan da her türlü kötülüğe alet ediliyor olmalıydı. “
Yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor ne de ölümden korkuyordum. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır.