"Bazı Dünyalar Omuzlarda Değil, Yürekte Taşınır..."
9/10
·336 syf.·
2026 15. kitabı
Nurullah Genç'in Omuzlarımda Dünya adlı eseri, yazarın çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı, yaşanmış olaylardan oluşan etkileyici bir hatırat kitabıdır. Kitap, okuyucuyu Anadolu'nun zorlu yaşam koşullarına götürürken aynı zamanda bir insanın hayallerine ulaşmak için verdiği mücadeleyi gözler önüne seriyor. Eseri okurken yalnızca Nurullah Genç'in hayatına tanıklık etmiyor, aynı zamanda sabrın, çalışmanın ve kararlılığın insan hayatını nasıl değiştirebileceğini de görüyoruz. Kitapta yazarın çocukluk döneminde karşılaştığı maddi imkânsızlıklar, eğitim hayatında yaşadığı güçlükler ve ailesinin fedakârlıkları samimi bir dille anlatılmıştır. Özellikle babasının eğitime verdiği önem ve çocuğunun geleceği için gösterdiği çaba oldukça etkileyicidir. Bu yönüyle eser, aile desteğinin bireyin hayatındaki önemini güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Eserde dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri, yaşanan tüm zorluklara rağmen umudun hiçbir zaman kaybedilmemesidir. Yazar, karşısına çıkan engelleri birer mazeret olarak görmek yerine onları aşılması gereken basamaklar olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle kitap, okuyucuya pes etmemeyi ve hedeflerinden vazgeçmemeyi öğütleyen güçlü bir mesaj vermektedir. Nurullah Genç'in anlatımı sade, akıcı ve içtendir. Olayları anlatırken kullandığı samimi dil, okuyucunun kendisini hikâyenin içinde hissetmesini sağlıyor. Bazı bölümlerde hüzünlenirken bazı bölümlerde tebessüm ediyor, yazarın yaşadığı duyguları paylaşabiliyoruz. Bu da kitabın etkisini artıran önemli özelliklerden biridir. Omuzlarımda Dünya, yalnızca bir biyografi ya da anı kitabı değildir. Aynı zamanda emek, fedakârlık, aile sevgisi, eğitim, umut ve başarı üzerine önemli dersler veren bir eserdir. Kitabı bitirdiğimde, insanın istediği hedeflere ulaşabilmesi için sahip olduğu
Omuzlarımda DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20242,024 okunma
Puan vermedi
Momo, Eski bir fahişenin oğludur. Annesi ve babası onu yıllar önce başka fahişelerin de çocuklarına bakmak için bir nevi çocuk evi işleten Madam Rosa ya vermişlerdir. Romanımız esasen bu Momo nun büyüme ve Madam Rosa nın yaşlanma süreçlerine paralel olarak 2 karakter üzerinden ilerliyor ve belirli bir konusu yok. Göçmen , azınlık yahut fahişe çocukları olmalarından dolayı sadece maddi değil birçok manevi duygudan yoksun olarak büyümeye çalışan çocukların hayatlarına sokuyor bizi yazar. Özellikle Momo, diğer arkadaşlarından farklıdır, fazla hassas fazla duyarlıdır. Algıları o kadar açıktır ki romanın uzun bir kısmında Momo nun 10 yaşında olduğu bilgisi verilmesine rağmen buna okur olarak inanmamız zor geliyor. Bu anlamda tam bir yeraltı edebiyatı. yeraltı edebiyatından beklediğimiz, yeraltı edebiyatın bize verdiği o karamsar, o rahatsız edici hayat bu kez on yaşında bir çocuğun cümleleriyle bizi aktarılıyor. Aslında çok sert detaylara tanık Olmamıza rağmen, Momo'nun cümleleri bizim adeta içimize işliyor. Momo'nun içinde o kadar çok sevgi o kadar çok duygu var ki, o duyguları birine aktarmak için kimseyi bulamıyor. sokaktan bir köpek Buluyor ve tüm ilgisini tüm sevgisini bu köpeğe gösterebiliyor ancak. Sevgisi o kadar sahicidir ki köpeğine daha iyi bakacak birine bulduğu zaman, hiç tereddüt etmeden köpeğine ona veriyor, veriyor diyorum çünkü Momo köpeği alan kişinin verdiği parayı çöpe atacaktır. fahişelik, ve fahişe kavramı, Roman içinde "kendilerini kıçlarıyla savunan insanlar" olarak tanımlıyor, daha doğrusu bu Momo'nun tanımı. Hatta Momo fahişeleri En iyi anneler olarak görür, çünkü onlar çalışma aralarında, kısıtlı zamanlarda sadece çocuklarına ilgi gösterip ve onlarla vakit geçirmeye çalışırlar. Zor bir hayattan kendine Şemsiyesini giydirerek ondan arkadaş
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 20095,8bin okunma
Reklam
EVRİM ve HAVADAKİ KÖY
Puan vermedi·280 syf.·
2026 16. kitabı
Jules Verne'in "Le Village aérien" (1901) adlı eseri, yazarın külliyatı içinde evrim teorisine ve Darwinizm'e en doğrudan temas ettiği, oldukça ilginç ve tartışmalı kitaplarından biridir. Türkçe'de genellikle "Havadaki Köy", "Afrika Ormanlarında" veya "Büyük Orman" adlarıyla bilinir. Verne bu kitabı yazdığında Darwin'in teorileri Avrupa'da büyük yankı uyandırmıştı. Kitap, "Kayıp Halka" (Missing Link) kavramı üzerine kurgulanmıştır. Kitaptan doğrudan evrim ve "insan-maymun" geçişi ile ilgili temaları yansıtan kilit bölümleri ve alıntıları ****aşağıda derledim: 1. "Kayıp Halka" (Missing Link) Tartışması Kitabın temel gerilimi, kahramanların karşılaştıkları "Wagddi" kabilesinin insan mı yoksa maymun mu olduğu üzerinedir. "Eğer bunlar maymunsa, daha önce hiç görülmemiş bir türdüler; yok eğer insan iseler, o zaman insanlığın en alt basamağında yer alıyorlardı." "Belki de doğa bilimcilerin o kadar uzun süredir aradığı, insan ile hayvan arasındaki o 'uçurumu' dolduracak olan 'eksik halka' (le chainon manquant) işte bu yaratıklardı." 2. Wagddi'lerin Tanımı Üzerine (İnsansı Özellikler) Kahramanlardan John Cort ve Max Huber, ağaçlarda yaşayan bu canlıları gözlemlerken sürekli fiziksel özelliklerini insanla kıyaslarlar. "Kollarının uzunluğu, ayaklarının yapısı, çenelerinin çıkıklığı... Her şey onlarda hayvani bir yapıya işaret ediyordu. Ancak gözlerindeki o parıltı, o zeka kırıntısı... İşte bu, bir hayvanda olamayacak bir şeydi." Max Huber sorar: "Bunlara ne diyeceğiz John? İnsan mı, hayvan mı?" John Cort cevaplar: "Onlara 'Pititecantropus' (Maymun-İnsan) diyebiliriz belki. Haeckel'in hayalini kurduğu, Vogt'un teorisini kurduğu o ara form." 3. Ateş Yakma ve Konuşma Yetisi (Evrimin Kriterleri) Verne, evrimsel basamakta "insan olmanın" sınırını genellikle "ateş
Havadaki KöyJules Verne · Alfa Yayınları · 202332 okunma
7/10
·304 syf.··
2026 10. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 20:13
Antik Yunan mitlerini yıllar içinde sağdan soldan duyarak, okuyarak öğrenmiş, bilinçsizce takip etmiş, o iyi-kötü hoşa giden kurgularıyla önce ilgisini çekmiş sonra ise incelemelerini biraz derinleştirerek, bu sefer bilinçli olarak, simgelerle yüklü bu anlatıların acaba arkasında yatan daha derin anlamları olup olmadığını sorgulamak istemiş ve işin uzmanı olmamasına karşın ve buna rağmen vakit ayırmış meraklı ve biraz da kurtlu okurların sahip olmaktan mutlu olacakları ağır bir kitap. Kitabın dili, eğer mitler uzmanlık alanınıza girmiyor ve sürekli bu tarz eserlere göz atmıyorsanız bir hayli terminolojik gelebilir. Buna rağmen anlamak için harcanan vakte, çok az bile olsa değdiği söylenebilir zira söz konusu koca bir küllüyat ki Antik Yunan bağlamında ilk izlekleri Mikenlerde, m.ö. 13 yy'da görülen, sonra Hesiodos, Homeros, Pindaros gibi sözlü olanı yazınsal hayata geçirmiş şairlerce günümüze ulaşan, ilk bakışta saçma ya da kurgusal gibi görünen ama Aristoteles'in de safsata kısmının ayırdına vararak düşünsel bir ayrıştırma ile ön plana çıkardığı o mitlerdeki temel fikri yani "ilk tözlerin tanrılar olabileceği" düşüncesinin, toplumların ve ardıllarının geleneklerine işaret ettiği, tümüyle arkaik düşünceler ve hatta zamanında kabul gören yegane evrensel hakikatler bütünü üzerine yazılmış bir hayli kapsamlı bir eser. Kitap, konudan bir hayli uzak ve bağdaşmaz gibi görünen (evlilik - savaş, çiftçilik - güzel kokulu bitkiler, temiz - kirli vb) olguların antropolojik, anlambilimsel, filolojik ve düzgülerin sınıflandırılması gibi incelemeler neticesinde nasıl bağlaşık olduğunu ve sonra tekrar nasıl birbirlerinden uzaklaştıklarını, farklı ekolleri de oyuna katarak ortaya koyuyor. Bunu da, tıpkı bir merdivenle çıktığınız yüksekliğin, merdivenin uçları birleştiği için
Eski Yunan’da Mit ve ToplumJean-Pierre Vernant · Alfa Yayıncılık · 201711 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 44. kitabı
MEHMET CAN VARLIK-İÇSEL YÖN İnsan, yaşadığı olayların içinde kaybolduğunu sanıyor ama asıl kaybolduğu yer kendi zihninin içinde kurduğu otomatik senaryo. Mehmet Can Varlık, “pusula içeridedir” cümlesini romantik bir motivasyon sloganı olarak değil, zihnin çalışma mantığına dayanan bir tez gibi kuruyor: Dışarıdaki olaylar elbette var; ama o olayların sende bıraktığı etkiyi büyüten şey, beynin onlara verdiği anlam, yani senin zihin modelin. Kitabın ilk büyük hamlesi, okuru “Ben böyleyim” dediği yerden çekip “Ben böyle çalışıyorum” noktasına getirmek. Zihin–beyin–bilinçaltı ayrımı, prefrontal korteks–amigdala gibi kavramlar ve “ödül sistemi” anlatıları bunun için var: Okur, kendini “zayıf irade” ya da “yetersiz karakter” diye etiketlemek yerine, aslında iki sistemin çatıştığını görmeye başlıyor. Bir yanın planlıyor, mantıklı karar veriyor; diğer yanın tehdit algılıyor, geçmişten kayıtlı duygularla otomatik tepki veriyor. Yazarın okura hissettirmek istediği ilk duygu bence şu: Suçlu değilsin; yönetilebilir bir sistemin içindesin. Bu, kitabın en güçlü psikolojik etkisi: rahatlatma ve “kontrol geri gelebilir” hissi. Sonra olay örgüsü “neden”den “nasıl”a dönüyor. Kitap, düşünce–duygu–davranış döngüsünü kurup şunu söylüyor: Zihin bir fabrika gibi; hangi düşünceyi üretirsen, o düşünce bir duygu üretir; duygu da davranışı tetikler. Burada yazarın asıl hedefi, okuru “duygularım beni yönetiyor” hissinden çıkarıp “duygularım bir veri, ben yönlendirebilirim” noktasına taşımak. Yani kitap, okuru kurban rolünden gözlemci rolüne geçiriyor. Bu yüzden sayfalarda sık sık “Ne öğrendim?”, “Şu an kontrolümde olan ne?”, “Bundan sonra ilk adımım ne?” gibi sorular var. Bunlar basit sorular gibi görünse de aslında okura yeni bir kimlik veriyor: kendi zihninin yöneticisi. Kitabın orta damarında
İçsel YönMehmet Can Varlık · İkinci Adam Yayınları · 20251 okunma
Puan vermedi·110 syf.·
2026 7. kitabı
Kitabı elime aldığımda, bataklıklar ve kayalıklar içindeki fakir bir bölgenin (Finlandiya) nasıl olup da dünyanın en huzurlu ve gelişmiş ülkelerinden birine dönüştüğünü merak ediyordum. Okudukça anladım ki; bu bir mucize değil, adanmış bir avuç insanın başlattığı dev bir eğitim ve kültür devrimiymiş.Kitabın merkezindeki Johan Vilhelm Snelman karakteri beni çok etkiledi. Snelman’ın "Aydınlar, halkın üzerine basarak yükselen basamaklar değil, halkı yukarı çeken lokomotifler olmalıdır" fikri kafamda adeta bir şimşek çaktırdı. Onun köylülerden askerlere, din adamlarından memurlara kadar her kesime ulaşıp "Siz bu ülkenin zambakları olabilirsiniz" deyişini okurken, kendi çevremde neler yapabileceğimi sorguladımKitabın ismi olan o "Beyaz Zambaklar", benim gözümde artık sadece bir çiçek değil; eğitimsizliğin, fakirliğin ve umutsuzluğun bataklığında filizlenen pırıl pırıl bir nesli temsil ediyor. Bir toplumun kaderinin, bir başkasının lütfuyla değil, ancak kendi alın teri ve eğitimiyle değişebileceğini görmek bana büyük bir umut verdi.Bu kitabı okurken Atatürk’ün neden bu eserin okullarda, özellikle askeri okullarda okutulmasını istediğini çok net anladım. Bir insanın, bir öğretmenin veya bir liderin azmiyle koskoca bir ülkenin çehresinin nasıl değişebileceğini görmek inanılmaz bir motivasyon kaynağı.Eğer siz de bir şeylerin değişmesi gerektiğine inanıyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız; bu kitabı benim gibi bir "kurtuluş reçetesi" olarak okumalısınız.
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Araf Yayınları · 2012124,8bin okunma
Reklam
Reklam