Bölgesel bir çatışma sahasındaki aktör davranışlarını incelerken, teorik zarafetin çekiciliğine kapılmak çok kolaydır. Soyut kavramlar, karmaşık ilişkileri tek bir formülde açıklama vaadiyle zihni cezbeder. Ancak sahadaki çıplak güç asimetrisini, devlet kapasitelerini ve paranın somut rotasını göz ardı eden her analiz, bir süre sonra rasyonel görünen ama maddi gerçekliğe çarpan spekülatif bir anlatıya dönüşme riski taşır. Bu makale; dağ hatlarındaki de facto bir hareketin söylemsel stratejilerinden başlayarak, küresel finansal sistemin 2026 yılındaki en büyük yasal bilek güreşine uzanan çok katmanlı bir jeopolitik okumanın hem hikayesini hem de metodolojik muhasebesini sunmaktadır. Bu makale; dağ hatlarındaki de facto bir hareketin söylemsel stratejilerinden başlayarak, küresel finansal sistemin 2026 yılındaki en büyük yasal bilek güreşine uzanan çok katmanlı bir jeopolitik okumanın hem hikayesini hem de metodolojik muhasebesini sunmaktadır. Analizlerin en sık düştüğü hatalardan biri, farklı nitelikteki olguları aynı kategoriye koyarak aralarındaki güç ilişkilerini buharlaştırmaktır. Ortadoğu denkleminde de facto bir aktörün (PJAK/KCK) "öznesiz yapısalcılık" retorisi ile egemen bir devletin (Türkiye) içsel "kakofonisi" yan yana geldiğinde, bunları "her ikisi de küresel yapının kaçınılmaz kurbanları" olarak eşitlemek analitik bir körlüktür. Burada iki farklı dünya karşı karşıyadır: Söylemsel Zırh (Bir Tercih): Devlet dışı silahlı bir hareket için faili belirsizleştirmek ve her gelişmeyi "küresel hegemonik yapıların kaçınılmaz doğa olayları" gibi sunmak ideolojik bir ihtiyaçtır. Bu retorik, küresel aktörler karşısındaki kırılganlığı ve sahadaki bağımlılık ilişkilerini kitlelere açıklayamamanın yarattığı zayıflığı örten bir kalkandır. Kurumsal Gerçeklik (Bir Olgu): Bir
1000Kitap
Yollar uzamış da menzil çoktan kaybolmuş, Güneş doğmuş lakin vicdanlar karanlıkta donmuş. Bir selamın hatırı artık pul kadar etmez olmuş, Hakkı söyleyene düşman kesilen o diller utansın! Sözler birer zırh, kalpler yedi kat kilitli, Sevgi tartıya çıkmış; biçilmiş ona bir fiyat, bir mühür, bir bent. Vefa dediğin, artık eskiye dair tozlu bir masalsa eğer, O körü körüne yaşanan zamana utansın! İnanç bir vitrin, ibadetler ise süslü bir maske, Gönül bahçeleri kurak, dönmüş bir harabe, bir keske. İnsan kendi kurduğu tahtın kölesi olmuş da; Özünü yitirip, nefsinin hırslarıyla boğulanlar utansın! Zulmün önünde susmak, en sessiz ve ağır suçtur artık, Kalpler yedi kat kilitli, hakikate yollar kapkaranlık. Bir yetimin gözyaşı eğer sızlatmıyorsa içini, Merhameti bir yük sayıp, vicdanını rafa kaldıranlar utansın! Emeğin hakkı yenmiş, ter kurumadan ödenmemiş, Dürüstlüğün adı saf kalmış, hiçbir hesaba eklenmemiş. Zirveye tırmanırken basılan basamaklar insan; Zulme dilsiz kalıp, adaleti menfaate katan, Kendi konforuna sarılıp masumiyeti yakan, O vicdanını rafa kaldıran insan utansın! Gerçekler örtülmüş, yalanlar şatafatlı bir perde, Doğrular sürgün edilmiş, mahkum edilmiş her yerde. Herkes kendi çıkarının peşinde kördüğüm olmuşken; Dostluk maskesiyle gezip, ardında hançer saklayanlar, İnsanlığını unutup sadece benliğine tapınanlar utansın!
Reklam
Ruhlar sığlaşmış, derinlik kör kuyularda; Doğrular saklanmış, korku tüm aynalarda. Kendi gölgesinden ürker olmuşken insan, Riyayla örülen o yüksek duvar utansın! Sözler birer zırh, kalpler birer kilit, Sevgi tartıya çıkmış, biçilmiş bir fiyat, bir mühür, bir bent. Vefa dediğin, artık eskiye dair bir masalsa eğer, O körü körüne yaşanan zamana utansın! Zirveye tırmanırken basılan basamaklar insan; Zulme dilsiz kalıp, adaleti menfaate katan, Kendi konforuna sarılıp masumiyeti yakan, O vicdanını rafa kaldıran insan utansın!
KONU BAŞKASIYMIŞ GİBİ YAŞAMAYI BIRAKMALIYIZ!..
Geçenlerde yine A'râf sûresini okurken İblis'in kıssasına takıldım. Kulluk yolunda ayağı ilk takılanın "takılma öyküsü" benim de kafama takıldı. İnsan dışında her neye takılırsa, aslında içinde bir yere takılıyor. Bir daha gördüm bunu. Anladım. İblis'in takıldığının da Âdem aleyhisselâm değil "kendi yanlış varlık algısı" olduğunu sezdim. Belki benim de bu kıssaya takılmamın sebebi başka bir takıntıydı. Çünkü benim de topraktan yaratıldığını düşünüp ateşimin üstünlüğünden(!) dolayı isyân ettiğim hiyerarşiler vardı. Göremediğim değerler vardı. Edemediğim secdeler vardı. Kuşatamadığım hikmetler vardı. Kovulduğum makamlar vardı. Kur'ân'da her anlatılan bir parça da kendi hikâyem olduğunu yeniden hatırladım. Halbuki mürşidim bunu ta 20. Söz'ünde ders vermişti: "Kur'ân-ı Hakîm'de çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki her birisinin arkasında bir düstûr-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umumînin ucu olarak gösteriliyor."** Dünya varolalıberi düşen her nesnenin yerçekimi kanunundan bir hissesi vardır. Hiçbirisi kendileri hakkında söylenmiş "düstûr-u küllî" ve "kanun-u umumî"lerin tesirinden hariçte değildir. Benim de imtihan edilen bir yaratılmış olmak hasebiyle hem Âdem aleyhisselamın hem de İblis'in yaşadıklarından almam gereken dersler var. Dönmem gereken düşüşler var. Teşhis etmem gereken hastalıklar var. Sarmam gereken yaralar var. Keşfetmem gereken kusurlarım var. Var, var, varoğlu var. Ancak Kur'ân'la ve Sünnetle böyle muhatap olmak için anlatılanların "benim hikâyem de" olduğunu sezebilmeliyim. İşte, mürşidim, 20. Söz'ünde bunu öğretiyor. Ben de, eğer iyi bir talebeysem, aldığım bu dersi her menzilde tekrar etmeliyim. A'râf sûresinin 12. ayetinin kısa bir meâlinde deniliyor: **"Allah buyurdu: "Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?"
Tefekkürât
İnsan Müstefad Akıl düzeyine ulaştığı zaman idraki gelişmiş, ahlakı güzelleşmiş, yetkinliği artmış olur ve artık aydınlanmaya hazır hale gelir. Ruh (nefis) bir özdür. Yalındır ve insan bedeniyle birlikte yaratılır ancak beden yaşlılıkla birlikte bozulmaya ve yok olmaya başlasa da ruhun tekâmülü devam eder. Eğer doğru basamaklar çıkılırsa, zaten bedenden sonra da yaşamaya devam edecek olan ruh da ebedi bir mutluluğa erecektir. İbni Sina, insanın aydınlanmasına engel olan bedeni ve ruhani (nefsi) güçleri aşarak bilginin kaynağıyla temas kurabileceğine inanıyor, inanmakla kalmıyor, bunun yolunu ve yöntemini de gösteriyordu. İbni Sina - Hiç Kimse Görmek İstemeyen Biri Kadar Kör Olamaz İbn-i Sina
__“Bu basamaklar er ya da geç bitecek. Önemli olan ise, burayı nasıl çıktığımız.. Kırmadan, dökmeden, taşı bile incitmeden çıkmak gerek.. Geriye dönüp bakınca, derin bir iç rahatlığıyla, "ne güzel yürümüşüm" diyebilmek gerek..”__ Kırılgan Basamaklar Arzu Çetin Ermiş
1000Kitap
Reklam
Reklam