Yollar uzamış da menzil çoktan kaybolmuş,
Güneş doğmuş lakin vicdanlar karanlıkta donmuş.
Bir selamın hatırı artık pul kadar etmez olmuş,
Hakkı söyleyene düşman kesilen o diller utansın!
Sözler birer zırh, kalpler yedi kat kilitli,
Sevgi tartıya çıkmış; biçilmiş ona bir fiyat, bir mühür, bir bent.
Vefa dediğin, artık eskiye dair tozlu bir masalsa eğer,
O körü körüne yaşanan zamana utansın!
İnanç bir vitrin, ibadetler ise süslü bir maske,
Gönül bahçeleri kurak, dönmüş bir harabe, bir keske.
İnsan kendi kurduğu tahtın kölesi olmuş da;
Özünü yitirip, nefsinin hırslarıyla boğulanlar utansın!
Zulmün önünde susmak, en sessiz ve ağır suçtur artık,
Kalpler yedi kat kilitli, hakikate yollar kapkaranlık.
Bir yetimin gözyaşı eğer sızlatmıyorsa içini,
Merhameti bir yük sayıp, vicdanını rafa kaldıranlar utansın!
Emeğin hakkı yenmiş, ter kurumadan ödenmemiş,
Dürüstlüğün adı saf kalmış, hiçbir hesaba eklenmemiş.
Zirveye tırmanırken basılan basamaklar insan;
Zulme dilsiz kalıp, adaleti menfaate katan,
Kendi konforuna sarılıp masumiyeti yakan,
O vicdanını rafa kaldıran insan utansın!
Gerçekler örtülmüş, yalanlar şatafatlı bir perde,
Doğrular sürgün edilmiş, mahkum edilmiş her yerde.
Herkes kendi çıkarının peşinde kördüğüm olmuşken;
Dostluk maskesiyle gezip, ardında hançer saklayanlar,
İnsanlığını unutup sadece benliğine tapınanlar utansın!