“Düşman bir ülkede çalışıyoruz...” diye homurdandı.
“Düşman mı? dedim. “Trenler bizim, rıhtımlar bizim, deniz taşıtları bizim, hava taşıtları bizim... Telli telsiz ulaşımlar bizim... Öyleyse biz kendi kendimize karşı savaş açıyoruz...”
Kahraman öğrencilerinin,
Ezilen köylülerinin,
Sömürülen işçilerinin,
Savaşan halkının
Kanında yaşayan yurdum
Guatemala’ya...
ithafıyla başlıyor kitap.
Okuduğum ilk M. Angel Asturias kitabı. Guetemala doğumlu, Nobel Edebiyat Ödülü’ne sahip bir yazar.Askeri darbelere olan karşıtlığı ve devrimciliği sebebiyle vatandaşlıktan dahi çıkarılan bir yurtsever kendisi. Ancak hiçbir zaman halkına ve yurduna olan sevgisi için mücadele etmeyi bırakmamış. Yurdunda olanları ve halkının yaşadıklarını tüm dünyaya duyurmuş yazdıklarıyla.
Kitaba gelecek olursak, 8 öyküden oluşan bir kitap. Amerika’nın ‘arka bahçesi’ni dizayn etmek için sık sık kullandığı askeri darbelerden payını alan ülkelerden biri olan Guatemala’da, yapılan bu askeri darbeler etrafında geçiyor kitap.Amerika’nın ülkemizde de kullandığı komünizmle mücadele dernekleri üstünden yapılan fişlemeleri, işkenceleri, faili meçhul cinayetleri görüyoruz.
Ülkenin yaşadığı bütün vahşeti, komşu ülkelerden gelen paralı askerlerin ve darbecilerin yerlilere uyguladığı toplu katliamları, tecavüzleri çok vurucu şekilde anlatıyor yazar. Bu anlatım sırasında büyülü gerçeklik akımından da faydalanıyor. Yazarın anlatımından çok içeriğin gerçekliği ve sertliği okumayı zorlaştırıyor zaman zaman. Ancak kesinlikle okunması gereken bir kitap ve yazar.
O zamanlar anlamını bilerek işittiğim, Almancada bulunması daha sonraları beni öfkelendiren, tiksindiren bir söz vardı: “Yetkili olmak.” Tam dört yıl sonra, 1918 Kasım’ının puslu günlerinde, yakasına yapışılanların birçoğu kekeleyerek, yetkili olmadıklarını bir özür gibi söylemişlerdi. Onlara inanılmıştı da.