Yazar iyi bir insan da olsa, gerçekten zekice bir kitap yazmış da olsa, nihayetinde tüm kitaplar statü göstergesi olarak pazarlanıyordu ve yazarların tamamı da belli bir ölçüde bu pazarlamanın parçasıydılar.
Sınıfsal bir temsile dönüşmüştü kültür; edebiyatıysa eğitimli insanlar kendilerini sahte duygusal yolculuklara çıkardığı, sonra da okumaktan hoşlandıkları duygusal yolculukları yaşayan eğitimsiz insanlardan kendilerini üstün görmelerine izin verdiği için fetiş haline getirmişti.
Yaptığı o ürkünç şeyleri sevgisinden yaptığına gerçekten inanıyor olabilir mi? Şu dünya, sevgi denen şeyi kimsenin şiddetin en adi ve aşağılık biçimlerinden ayırt edemediği kadar kötü bir yer olabilir mi?
Bazen bir otobüs şoförü, ya da bozuk para isteyen biri onunla göz teması kurunca Marianne, hayatının gerçekten bu olduğunu, diğer insanların aslında onu görebildiğini fark ediyor ve anlık bir dehşet duygusuna kapılıyor.