Sıradan bir sporcu hırsı ve rekabeti olarak başlayan hikaye, uzun bir süre gençlik dinamikleri, yakın arkadaşlıklar ve aralarında gelişen duygusal bağlar ekseninde ilerliyor.
Kitabın sonlarına doğru kurguda beklenmedik, şaşırtıcı gelişmeler yaşansa da ne yazık ki final sahnesi çok aceleye getirilmiş ve fazlasıyla havada kalmış hissettiriyor. Hikayenin ulaştığı nokta, malesef tatmin edici bir sona bağlanamıyor.
Hepsinden öte, dil ve anlatım bakımından oldukça hatalı bir şekilde basılmış olması okuma keyfini de
ne yazık ki biraz baltalıyor. Keşke çok daha sıkı bir editörlük sürecinden geçebilseymiş.
Ahmet Necip’in yazdığı, Elif Uğur’un ise illüstrasyonlarını hazırladığı bu biyografik roman, 2020 yılında basılmış.
Farabi’nin dünyasını okumayı çok istediğim için büyük bir heyecanla elime aldım ama dürüst olmak gerekirse tam bir hayal kırıklığı oldu.
İslam felsefesinin en büyük isimlerinden biri olan Farabi gibi derin bir karakter, kitapta o kadar yüzeysel geçilmiş ki... Ne hayatının hakkı verilmiş ne de o güzelim eserlerinin. Üstüne bir de sürekli göz tırmalayan yazım hataları eklenince, okuma keyfi iyice kaçıyor.
İnsan ister istemez çok daha özenli, felsefi derinliği olan ve titizlikle hazırlanmış bir rehber bekliyor. Bendeki hissi maalesef büyük bir potansiyelin aceleye getirilerek harcanması oldu; aradığımı hiç bulamadım.
kitap 1930 ların sonunda basılmış ve gelecek hakkında ne kadar absürt, ahlak dışı faaliyletlerin olacağını en azından günümüze kıyasla çok iyi ön grmüş diye bilirim.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Kabil'in Çene Kemiği (Cain's Jawbone) – Edward Powys Mathers
Yazarin bu kitabı 1934 yilinda yayınlanmış harbi zor bir edebi bulmaca (kitabın geçmişini araştırdım evet) . İnstagramda bir bulmaca kitabi olarak gorunce merak ettim aldım.
Gerçekten zor, zaman isteyen ve kitabin parcalanmasini gerektiren bir durum söz konusu. Sayfalari koparmadan mümkün degil çözmek. Bende buna kiyamayacagim icin (yersen kiysamda pek benim harcim gibi durmuyor ) basaramadim haliyle..
Kitap 100 sayfadan oluşuyor. Yayınevi tarafından kurgu karıştırılarak basılmış. Yani bunu da anlarim elbette ama her sayfa yarim yazilmasina ragmen bile bi devam yok. O cumleler arasi bile bir daldan dala atlayış söz konusu.
Neyse sonuç itibariyle ben elendim arkadaşlar..
100 sayfanin doğru sıralamasını bilen varsa paylaşsın benimle nolur kurgusunu gercekten merak ettim. Önce sıralamayı bi okuyalim artik hangi katil kimi öldürmüş orasını sonra araştırırız.
Havanın Rengi ile Gazap Fırtınası üçlemesinin sonuna geldim. Bu seri Mahluk, Julia ve Roem, Havanın Rengi olarak üç albümden oluşuyor.
Enki Bilal çizgiroman dünyasının devlerinden biridir. İşlerini çizerliğin ötesinde bir ressam gibi yapar. Zaten kendisinin Fransa ve Amerika'da açtığı serigiler de var. Akrilik boya, soft pastel, guaj boya, çini mürekkebi gibi malzemelerle karışık teknik uygular. Çizgiroman panellerini klasik yöntemle bir sayfa üzerinde çizmez. Her bir kareyi ayrı ayrı büyük boylarda çalışır. Bu yüzden onun sahneleri sergi resimlerini andırır. Bana göre en iyi portre sanatçılarından biridir. Karakterlerin hüzünlü, düşünceli yüz ifadelerini ustaca resmeder. Oluşturduğu fantastik kaotik atmosferlerle sizi başka bir dünyaya çeker.
Bilal'i ilk defa bizde 90'lı yıllarda yayınlanan Av Partisi çizgiromanı ile tanımıştım. Pierre Christin'in yazdığı bu kitapta sanatçının çizgilerine hayran kalmış, sayfalarını uzun uzun incelemiştim. Daha sonra 2000'lerde, kendisinin yazıp resimlediği, meşhur Nikopol serisi ve Canavar serisi yayınlandı. Bu albümlerde tekniğini iyice geliştirmiş ve çizgiroman sanatının en güçlü görsel ürünlerini vermişti. Ancak her ne kadar ressamlığına hayran olsam da Enki Bilal'in yazarlığını pek sevmem. Hatta iyi bir yazar olmadığını düşünürüm. Kurgusu dağınıktır. cümleleri akmaz. Sık sık edebiyat ve felsefe alıntısı ile anlatıyı derinleştirmek ister ama bu tutum hikayenin doğallığını bozar. Bunun en büyük sebebi de sanırım Bilal'in çizgiroman çalışma tarzı... Hikayelerin karelerini çizdikten sonra diyalogları ve metin kutularını yazıyor. Bu da doğaçlama bir yazım demek. Doğal olarak hikayeleri bu spontane yöntem ile karmaşıklaşmaya başlıyor. Sahnelerde tiyatral bir hava oluşuyor.
Bilal'de varoluşçu ve nihilist eğilimleri hemen fark
Bu kitap da İlker Hoca’nın kitap öneri listelerinden görüp aldığım bir kitaptı. Zamanında iki kitap halinde yayınlanmış. İlki 1959, ikincisi 1965. İki cilt tek bir kitap olarak basılmış.
Yazar Tayyip Gökbilgin Milli Mücadele’nin aslında canlı bir tanığı. Osmanlı döneminde doğmuş ve Milli Mücadele dönemini yaşamış bir tarihçi. O dönem resmi belgelerin belirli tarihçilere açılması sonrası belgeler üzerinden Milli Mücadele’yi anlatan bu eseri kaleme almış.
Kitabın günümüze göre biraz ağır. Doğal olarak eski kelimeler çok fazla ve yazıldığı dönemde kullanılan dil de bunda etkili. Nutuk gibi ama Nutuk’a göre şu an kullanılan Türkçe’ye daha yakın ve anlaşılabilir. Dönemin belge, karar, bildiri ve bazı mektupları orijinal hali ile verilmiş ve tabi dilleri ağır.
Kitap tam bir bilimsel tarih kitabı. Mevcut belge ve kanıtlar üzerinden dönemi anlatıyor. Bu açıdan çok değerli bir kitap. Bu konuda çok fazla kitap var. Bir tarihçi tarafından yazılan belgelere dayalı gerçek bir tarih kitabı zannederim fazla yok. Tarih meraklısı olmayan, döneme dair merakı ve ön bilgisi olmayan kişiler için okuması zor bir kitap olabilir. Ama benim gibi tarihe merakı olan, döneme özellikle ilgisi olan ve bu konuda bir çok okuma yapmış olan veya akademik yönü olanlar için eşsiz bir kitap diyebilirim.
Bunun yanında okuması ne kadar zor görünse de; eğitim görmüş, okuyan bir Türk vatandaşının Nutuk ve bu kitabı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Yaşanan mezalimler ve uğraşılan hakaretleri insanın havsalası almıyor. Müthiş bir ümitsizlik ve eziklik psikolojisi hakim. Gerçekten şu an ki durumumuza şükretmemiz lazım.
Kitap eski baskısı alınarak tıpkısı basılmış. Burda özellikle birinci kitapta fazla olmak üzere çok fazla kelime, harf ve yazım hataları mevcut. Bunlar bir düzenlemeye tabi tutulabilirdi.