"Dünya ayağına bağdır insanın." Gel gitlerin,koşturmaların arasında durup o bağın bizi ne kadar bağladığı, bağın sadece ayağımızda mı kaldığı yoksa mumya gibi her yanımızı mı sardığına bakmak lazım. İsmet Özel, her şey ben yaşarken oldu demişti, ben yaşarken koptu tufan... Senelerdir süren bir zulüm bitti bugünlerde, az ötesinde her gün onlarca kişinin kıyameti kopmaya devam ediyor.
İbrahim, bir gece sıradanlığının içinde bir leke fark ediyor elinde, tüm sıradışı olaylar da böyle sıradanlıklarla başlamaz mı? Sonra sabah oluyor ve İbrahim önce evinden çıkamıyor,sonraysa tüm hikaye boyunca İbrahim evine dönmek için uğraşıyor. Kaybettiğimizi bulmak için çöller, fırtınalar,karlar, uzak nice şehirler, nice adımlar, koşmalar,düşmeler, kalkıp yeniden başlamalar, tevbeler,sonra tekrar günaha dalmalar, sonra tekrar pişmanlıklar... Ve bir gün buluyor kaybettiğini, asıl hikayenin başladığı yer de bu bitiş oluyor.
Güray Süngü külliyatından keyifle devam ederken, artık yazarın diline ve uslübuna da giderek aşina oldum. Günlüğün içindeki olağanüstülükse en çok keyif aldığım. Masalsı bir arayış/buluş hikayesi. İçimizdeki putları kıracak olan da yine biz.
Körlük, 1984,Tutunamayanlar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, şairler, şiirler edebiyat dünyasına selam çakışlar da ayrı bir çeşni olmuş. Özellikle "Satranç Dersleri"ne denk gelmek çok hoştu. Tavsiyedir.