Bugün takvimler neşeli bir pazar sabahına uyandı ama sokağın bir tarafı hep gölge. Şehrin gürültüsü arasında, kimsenin duymadığı o büyük, sessiz orkestra çalıyor yine: Eksik yanından vuruulanların senfonisi.
Bugün sadece elinde çiçekle koşanların değil; bir mezar taşının soğuk mermerine sarılanların, hastane koridorlarında bir nefesin peşinde nöbet tutanların ve hiç tanımadığı bir hayalin peşinde büyüyenlerin günü.
Annesini kaybedenler var; kalelerinden ilk kez kovulmuş, dünyanın bütün rüzgârlarına karşı çıplak kalmış o hüzünlü krallar ve kraliçeler. Onlar için "merhem", artık sadece sandıktan çıkan o çiçekli tülbendin içinde saklı kalan kokuda.
Annesiz büyüyenler var; alfabesi bir harf eksik başlayanlar. Anne kelimesini bir hitap değil, bir dua gibi ezberleyenler. Onlar, kendi yaralarını kendi gözyaşlarıyla yıkayıp büyüyen, bu dünyanın en erken olgunlaşan fidanları.
Annesi hasta olanlar var; bir devin çöküşünü izlemenin o tarifsiz ağırlığını omuzlayanlar. Merhemi elinde tutup da sürecek yer bulamamanın, "gitme" diyememenin o sessiz çığlığıyla odaları dolduranlar.
Ve annesini hiç göremeyenler; bir yüzü binlerce yabancı yüzün arasından seçmeye çalışanlar. Onların annesi, kendi hayallerinin en güzel köşesine çizdikleri, hiç solmayan o tek resim.
Bugün hepimiz o aynı istasyondayız. Kimimizin bavulu hatıralarla dopdolu ve ağır, kimimizin bavulu ise hiç dolmamış bir boşluğun hafifliğiyle can yakıyor. Ama biliyoruz ki; o "güzel insanlar" umursanmadan yanımızdan geçip gitse de, arkalarında bıraktıkları o sızı bizi insan kılıyor.
Eğer bugün dizlerin kanıyorsa ve o bildiğin merhemi bulamıyorsan, yanındaki sessiz kalabalığa bak. Orada seninle aynı yerden kanayan binlerce çocuk var.
Kaldır başını; o çiçekli tülbentlerin gölgesi, sadece bir kişinin değil, sevgiye muhtaç