9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2025 94. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2025 21:19
Gazeteci Yazar Balbay Suriye İç savaşından kaçıp Türkiye'ye göç eden insanları inceleyerek araştırarak, gözlemleyerek usta bir araştırmacı gazeteci edası ile bu eseri romanlaştırmış. Kilis kampından romana kattığı insan öyküleri, İzmir Basmane'de kurulan umut pazarında yaşananlar. Ege Denizi'nden Avrupa'ya kapağı atmak için ölümü göze alan kaçışlar. Bu kaçışların bir çoğunun hüsranla bitmesi. Edirne sınırında kaçmak için yaşananlar. Hep bir kaçış, sürekli bir kaçış. Hepsi ayrı bir insan hikayesi. Okurken duygulanmamak elde değil. Kalemine sağlık usta yazar Mustafa Balbay...
1000Kitap
Köleliğe KaçışMustafa Balbay · Bilgi Yayınevi · 201827 okunma
10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2025 534. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2025 00:00
"DOĞURMA BENİ NAİME" "Ölüm, bazen bıçak gibi keskin bazen de su gibi sinsidir. Ama hep oradadır, bir ağaç kovuğunda, bir tilki gölgesinde,bir adamın gözlerinde saklanır." Kitaplığımızın en derin rafında, belki de hiç okunmayı bekleyen o kitaplardan biri vardır. Kapağını açtığımızda bizi içine çeken, nefesimizi kesen, sayfaları çevirdikçe içimizi burkan… İşte o kitabın her sayfası, aslında hayatın ta kendisidir. Tıpkı şu cümleler gibi: “İnsan bir kere ölür, Naime! Ben senin karnında yaşıyordum. Doğdum. Sen bana göz ucuyla bile bakmadın. Öldüm. Dirildim!” Bu sözler, bir çığlık. Sadece bir karakterin değil, belki de etrafımızda sessizce çırpınan onlarca hayatın çığlığı. Doğduğu anda görülmeyen, duyulmayan, varlığı yok sayılanların diriliş manifestosu. Peki nasıl dirilir insan? İncinerek, yok sayılarak, belki de en çok da susarak… Çünkü bazı hayatlar, doğar doğmaz gömülür. Toplumun ağır, duyarsız katmanları altında, bir çiçek daha açmadan solup gider. Ve bazı çocuklar, nefes almayı değil de susmayı öğrenir ilk. Ağlamalarının bile istenmediği bir dünyada, oyuncakları değil, yalnızlıklarıyla oynarlar. En acısı da, bazı kadınlar kendi bedenlerinde, başkalarının acılarıyla yaşlanır. Naime’ler, belki de kendi yaralarını sarmadan, başka hayatların yükünü taşımak zorunda kalanlar… Bu hikâyeler, işte o suskun hayatların kırık dökük direnişlerinden doğar. Sizi alır, bir tüfeğin soğuk namlusuna dokundurur; bir vagonun karanlık, uğultulu koridorlarında yürütür ya da bir çocuğun sesi kesilmiş oyunlarına misafir eder. Her biri, yüzünü başka tarafa çeviren bir toplumun tutamadığı aynasıdır aslında. O aynada kendimize bakmak zor gelir belki, ama kaçmak mümkün değildir. Eserde, 15 farklı öykü bulunuyor ve her biri farklı yaşam kesitlerini, karakterleri ve duygusal dünyaları
Edebiyat
Doğurma Beni NaimeDuygu Harmancı · Alakarga Sanat Yayınları · 202510 okunma
Reklam
Puan vermedi·108 syf.··
2025 157. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 01:40
Merhabalar değerli kitapseverler, Bugün sizlere Duygu Harmancı’nın kaleminden çıkan Doğurma Beni Naime adlı kitabı tanıtmak istiyorum. Kitabın içerisinde birbirinden farklı 15 öykü yer alıyor. Öykülerde; Tarihi Basmane Garı’ndan Ankara’ya yolculuk edecekleri sırada Aliye ve anneannesinin tren beklerken ve trende yaşadıkları olayları, Bir kız karakterin geçmişinde annesi ve babasıyla yaptığı otobüs yolculuğunda yaşadığı anıları, Bir terzi dükkânına giren karakter ile dükkân sahibi arasında geçen diyalogları, Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğan Leyla’nın gözünden, babasının çevresindeki erkekleri damat adayı olarak değerlendirdiği süreci mizahi bir dille anlattığı hikâyeyi ve daha pek çok farklı yaşam kesitini okuyoruz bu kitabın sayfalarında. Tüm öyküler birbirinden güzel. Bazı öyküleri okurken bir sonraki öyküye geçmeden önce durup, okuduklarınızı düşünmeden edemiyorsunuz. “Hangi öyküyü ya da öyküleri daha çok sevdin?” derseniz, seçim yapmak zor olsa da benim favorilerim Analar Bahtını Yapar Tahtın Şansa Kalırmış, Babamın Kucağı ve Bamya Sümüğü oldu. Benim gibi öykü severlere keyifli okumalar dilerim. Yazarımızın kalemine sağlık, okuyucusu bol olsun.
Doğurma Beni NaimeDuygu Harmancı · Alakarga Sanat Yayınları · 202510 okunma
10/10
·159 syf.··
Beğendi
·
2025 616. kitabı
Şeytanizme Rağmen İslami Uyanış: Mehmed Alagaş'ın Tevhidî Bakış Açısıyla Bir Mücadele Manifestosu Giriş: Yazar ve Eserin BağlamıMehmed Alagaş, 1953 yılında İzmir'in Basmane semtinde, mütevazı bir aile ortamında dünyaya gelmiş bir düşünür ve davetçidir. Babasının işçi maaşı ve annesinin tutumlu ev idaresi sayesinde ailesi açlık çekmemiş, ancak zorlu bir geçim mücadelesi vermiştir. Gençlik yıllarında "cahiliye dönemi" olarak nitelendirdiği bir süreç yaşamış, ancak 1980'li yıllarda Kur'an-ı Kerim üzerine yoğun araştırmalar yaparak tevhidî bir uyanışa kavuşmuştur. Bu uyanış, onu İslami camiada etkili bir figür haline getirmiş; 1980'lerin ortalarında beş yıl boyunca yayımlanan İnsan Dergisi'ni kurmuş ve bu dergi aracılığıyla Kur'an merkezli bir düşünce dünyasını yaymıştır. Alagaş, 2021 yılında 68 yaşında, aort damarındaki yırtık nedeniyle vefat etmiştir; geride bıraktığı eserler, güzel bir Müslüman olmanın yollarını Kur'an'da arayan ve bu gerçekleri paylaşan bir kulun izlerini taşır. Yazarın diğer önemli eserleri arasında Tevhid ve Şirk, Kadının Onuru, Dünden Bugüne Şeytan ve Dostları gibi kitaplar yer alır; toplamda 35'ten fazla yayını bulunmaktadır.Şeytanizme Rağmen İslami Uyanış, Alagaş'ın 1999 yılında İnsan Dergisi Yayınları'ndan yayımlanan eserlerinden biridir (ilk baskı 2000). 160 sayfalık bu kitap, karton kapak ve 3. hamur kağıtla basılmış, . Kitap, 20. yüzyılın ikinci yarısında gözlenen İslami uyanışın arka planında yatan şeytani hesapları deşifre etmeyi amaçlar. Yazar, bazı bölümlerin daha önce İnsan dergisinde yayımlanmış olduğunu belirterek, okuyucularını şaşırtan ve öfkelendiren bu içerikleri Kur'an-ı Kerim'in açık beyanlarına dayandırır. Temel tez, şu cümlede özetlenir: "Bildiğimiz ve iman ettiğimiz gerçek ise beşer kaynaklı hiçbir sözün ilahi kelamı
Edebiyat
Şeytanizme Rağmen İslami UyanışMehmed Alagaş · İnsan Dergisi Yayınları · 199960 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2024 104. kitabı
CUMHURİYETÇİLİK, ULUSAL EGEMENLİK VE BİRLİK HANRİ BENAZUS 72 SAYFA Birçok acı tecrübeyi yaşayan milletin, bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır. Milletimiz, hiç kimsenin iznine gerek görmeden ve müsaade etmeyenlere karşı isyan ederek, ulusal egemenliğini almış ve öylece kullanmıştır. Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdur. Mustafa Kemal ATATÜRK Cumhuriyet Bayramı'mızı onurla, gururla kutlamamıza sayılı günler kala çok değerli bir isimden, sayın Hanri Benazus kaleminden Atatürk'ün yorumlarıyla harmanlanmış bir Cumhuriyet kitabı okumak istedim. Kitabın ana çizgilerini Cumhuriyetin anlamı, önemi, demokrasi ve milli egemenliğe en uygun yönetim şekli oluşu ve bu yolda atılan adımlar oluşturuyor. Atatürk devrimlerinin en önemlisi ve başı olan Cumhuriyetin yanı sıra Ankara'nın başkent oluşu, 23 Nisan'ın nasıl çocuklara armağan edildiği konuları da yer alıyor bu özel eserde. Elbette tüm bunların yanında yıkılmak üzere olan bir imparatorluğun son çırpınışları olarak güçlü bir devletin himayesi ve mandası olmayı düşünen sözde "aydınlar"dan da bahsetmiş sayın Benazus. Erzurum Kongresi sırasında özellikle "Amerikan mandasını" savunan ve bu yönde hareket edilmesine yönelik yazılan bir mektup, Atatürk'ün bu mektuba karşılık "Amerikan mandası diye çırpınanlar, düşman işgali altında bulunan bu ülkeye ve bize inanmayanlardır" sözü çok önemli. Bu değerli bilgiler Büyük Millet Meclisi tutanakları ve Atatürk'ün sözleri ile daha da anlamlı hale gelmiş. Tanımayanlar için kısaca sayın Hanri Benazus'tan bahsetmek isterim. Ne yazık ki bu yılın 15 Ocak tarihinde kaybettik bu değerli insanı. 27 Mart 1930 İzmir
Cumhuriyetçilik Ulusal Egemenlik ve BirlikHanri Benazus · Sözcü Kitabevi · 20226 okunma
Puan vermedi
"Para için yaptığınız en büyük kötülük ne?" sorusuyla sizi geçmiş yoklamasına götürerek başlamak istiyorum bu incelememe. Daha çok kazanmak, daha çok hükmetmek icin öyle çok kötülük barındırıyor ki dünya tarihi her biri ayrı inceleme konusu. Güç, para ve iktidar tutkusu her çağda kötülüğün anası olmuş. Doğayı, hayvanları ve insanları katleden egemen güce karşı savaşan az sayıdaki insanlardan biri Yusuf karakteri. Bir nevi İnce Memed. Tam da kitapta gecen mekanın karşısında bitirdim kitabı. İzmir körfezinde şu an Uzun Ada olduğunu düşündüğüm Köstence diye bir ada yerlesiminde geçen konu İzmir'e uzanıyor çoğu zaman. İzmir, Basmane Garı, Ali Bey Hamamı, Kemaralti Çarşısı kişilik kazandırılarak dahil oluyor hikayeye. Şiirsel bir anlatımla geçip giden karakterleri gözlemliyor İzmir'in kuşu, hanı, hamamı. İyilik ve kötülüğün sınırlarında gezen bir anlatımla 1950'li yıllardaki Demokrat Parti iktidarı üstü pek de kapalı sayılmayacak sert eleştirilerden nasibini almış. Siyasetin ve kasabalardaki eşrafın sadece gücü değil kötülüğü de elinde bulundurmasiyla bazen Kuyucaklı Yusuf'a bazen Ince Memed'e bazen denizdeki mücadeleyle Dülger Balığının Ölümü'ne ve Deniz Küstü'ye geçtim okurken. Çünkü konu o kadar çok işlenen ve bitmeyen bir konu ki her çağda her iktidarda karşınıza çıkacak türde. Yazarın anlatımını, dilini, şiirselliğini ise çok sevdim. Öyküleri dışında tek romanı yazarın. Çok kızarak, isyan ederek okunacak bir ilk roman.
Deli İbram DivanıAhmet Büke · Can Yayınları · 20212,831 okunma
Reklam
Reklam